menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Duyusal çeşitliliğin yitişi

14 0
23.07.2026

Modern hayat üzerine konuşurken çoğu zaman hızdan, dikkatin parçalanmasından ya da ekranlara bağımlı hâle gelmekten söz ediyoruz, haklı olarak. Çünkü bunların her biri gündelik hayatımızı derinden etkiliyor.

Bütün bunların gerisinde ise daha temel bir değişim yaşanıyor. Dünyayla kurduğumuz ilişkinin kendisi değişiyor. Daha doğrusu dünyayla doğrudan temas edebilme yeteneğimizi yavaş yavaş kaybediyoruz.

Bu tespit, başlangıçta ikna edici görünmeyebilir. Sonuçta tarihin hiçbir döneminde dünya bize bugünkü kadar yakın olmamıştı. Birkaç saniye içinde okyanus ötesindeki bir müzeyi gezebiliyor, hiç gitmediğimiz bir şehrin sokaklarında dolaşabiliyor, binlerce kilometre ötede yaşanan bir olaya anında tanıklık edebiliyoruz. Bilgiye erişimimiz arttı, görüntülere erişimimiz arttı, bağlantılarımız arttı.

Peki bütün bunlar gerçekten dünyaya daha fazla temas ettiğimiz anlamına mı geliyor? Yoksa dünyayı deneyimlemekten çok, temsilini tüketmeye mi başladık?

Bir çiçeği koklamakla fotoğrafına bakmak, bir şehrin sokaklarında kaybolmakla onu ekrandan dolaşmak, bir insanla aynı masayı paylaşmakla onun profilini incelemek... Bunlar aynı deneyimler olabilir mi?

İnsan, dünyayı yalnızca zihniyle tanımaz.

Daha düşünmeye başlamadan önce görür, işitir, koklar, dokunur; yürür, bekler, yönünü bulur, kaybeder ve yeniden bulur. Dünya, önce bedenimizin içinden geçerek hayatımıza girer. Bu yüzden duyularımız yalnızca dışarıdan bilgi toplayan araçlar değildir. Aynı zamanda dünyayla kurduğumuz ilişkinin temelidir.

Bir mekânın bizde bıraktığı his, çocukluğumuzdan hatırladığımız bir koku, kendimizi güvende hissettiğimiz bir ev ya da yıllar sonra bile unutamadığımız bir ses... Hafızamızın en güçlü parçaları çoğu zaman düşüncelerimizden değil, duyularımızdan gelir.

Fransız filozof Maurice Merleau-Ponty de insanın dünyayla ilişkisinin önce düşünen bir zihin aracılığıyla........

© Muhalif