Ege'nin iki yakası, iki zevk, iki kader: Biz t-rap’e teslim olurken Yunanistan kaliteli popu nasıl yaşatıyor?
Doksanlı yılların sonunda olduğunuzu hayal edin. Atina’da bir barda oturmuş, buzuki eşliğinde bir şarkıya eşlik eden kalabalığı izlediğinizi düşünün. Kulağınıza tanıdık notalar geliyor, “bu Sezen Aksu’nun bir şarkısı değil miydi?” diyorsunuz kendi kendinize. Pek de haksız sayılmazsınız aslında. Duyduğunuz melodiler Sezen’in Yunanistan’ın ünlü seslerinden Haris Alexiou’dan almış olduğu bir şarkı olabilir ya da başka bir sanatçı Sezen’den almış olabilir. O anda fark ediyorsunuz ki; Ege'nin iki yakası sadece zeytinyağını, rakıyı, misafirperverliği değil; müzik zevkini de paylaşıyordu.
Aradan yirmi yılı aşkın bir zaman geçti. Şimdi benzer yerlerde benzer şarkılara rastlamak pek mümkün değil ne yazık ki… Bugün Türkiye'nin en çok dinlenen şarkıları listesine baktığınızda, lüks araba markalarının sayıldığı, küfürün nakarat niyetine kullanıldığı, ototune bulanmış trap şarkılarından başka bir şey göremiyorsunuz.
Yunanistan'da ise hâlâ dev orkestralar eşliğinde, özenle yazılmış sözlere sahip, uluslararası standartlarda kaliteli pop müzik üretiliyor. Sevdiğim sanatçılardan Elli Kokkinou, geçtiğimiz günlerde Foivos imzalı Ti Sou Hrostao'yu yayımladı; yaz enerjisini, dans pistini, güçlü kadın söylemini tek bir potada eriten capcanlı bir pop şarkısı. Argiros'un Kabanes'i ise Ege adalarının geleneksel syrto ritmini alıp küresel pop estetiğiyle harmanlıyor. Peki, ne oldu da aynı müzikal DNA'dan gelen, aynı makamları dinleyip aynı acılarla yoğrulan iki komşu toplum, bugün bu kadar zıt kutuplara savruldu? Yazımda, tam da bu sorunun cevabını vermeye çalışacağım.
Bir Zamanlar: Gazinolar, Buzukiler ve Altın Çağ
Önce geçmişe, o büyülü doksanlara dönelim. Türkiye'de kaliteli pop müziğin omurgası olan bugün adını bile unuttuğumuz bir kurumdu gazino. Fahrettin Aslan'ın 1959'da kurduğu Maksim Gazinosu bu kültürün zirvesiydi. Maksim sadece bir eğlence mekânı değildi; devasa akustik orkestraların, pırıl pırıl smokinlerin, kusursuz ses tesisatının olduğu bir müzikal mabetti. Bu sahnede vasatlığa yer yoktu. Assolist dediğiniz kişinin; makamı şaşmaz, diksiyonu kusursuz, sahne duruşu heybetli olmak zorundaydı. Zeki Müren'den Müzeyyen Senar'a, Sezen Aksu'dan Sertab Erener'e kadar her büyük yıldız bu sahnelerde pişti. Gazino, sanatçıyı sürekli daha iyisini yapmaya zorlayan bir kalite kontrol mekanizmasıydı adeta. Burada hataya yer yoktu.
Peki bu koca kültür neden çöktü? Sebepler katmanlı. Birincisi ekonomikti: Dev yıldızların astronomik sahne ücretleri bilet fiyatlarını uçurdu, orta sınıf seyirci kapıdan döndü. İkincisi sosyolojikti: Yeni nesil disko ve barlara kaydı; canlı orkestra yerini DJ kabinine bıraktı. Üçüncüsü mekânsaldı: Hızlı ve çarpık kentleşme, sosyal hayatı şehir merkezlerinden AVM'lere taşıdı. Gazinolar birer birer kapandı, yerlerine ya beş yıldızlı otellerin ruhsuz "show" salonları ya da playback yapan şarkıcıların boy gösterdiği tavernalar geçti. Ve o gazinolarla birlikte, canlı müziğe, büyük orkestraya, akustik kaliteye verilen önem de tarihe karıştı.
Şimdi Yunanistan'a bakalım. Onların gazino karşılığı olan bouzoukia (buzuki çalınan gece kulüpleri) kültürü de benzer bir varoluşsal tehditle karşılaştı. Ekonomik kriz, değişen eğlence alışkanlıkları, gençlerin kulüp kültürüne kayması... Ancak kritik fark şuydu: Yunan müzik endüstrisi bouzoukiayı çökertmek yerine dönüştürdü. Geleneksel buzuki sesini ve canlı enstrümantasyonu terk etmediler. Bunu; modern Batı popu, elektronik dans müziği, R&B altyapılarıyla birleştirdiler. Bugün bir bouzoukia performansı, dev bir stadyum konserini andıran ışık şovları, dans koreografileri ve devasa bir canlı orkestrayla sunuluyor. Buzuki hâlâ orada, keman hâlâ orada, ama bateri kitleri ve synthesizer'larla el ele. Sonuç? Yunanistan'da bir şarkının tutması için hem radyoda pürüzsüz duyulması hem de gece kulübünde binlerce kişiyi coşturabilmesi gerekiyor. Bu çifte baskı, üretim kalitesini kendiliğinden dayatıyor.
Kurumsal Akıl ile Algoritma Kurbanlığı Arasında
Gelelim ikinci ve belki de en........
