menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SÖZÜN YORULDUĞU, KALEMİN UTANDIĞI YERDEYİZ

13 0
previous day

SÖZÜN YORULDUĞU, KALEMİN UTANDIĞI YERDEYİZ

Sözün yorulduğu, yazının muhatabını bulamadığı ve cümlenin kendi ağırlığı altında ezilip kırıldığı bir sınır varmış. İnsan o sınırın soğuk ve pervasız yüzüyle karşılaşınca anlıyor bunu.

Bunca göz göre göre gelen felaket, dünyayı saran o pişkince umarsızlık ve güç sahiplerinin her gün yeni bir maskeyle karşımıza geçen riyakârlığı… Bir yanda mazlumun yüzüne bakıp merhamet satarken, diğer yanda arkasında derin kuyular kazan kapkara bir pazarlık. Ve bizler bu alçaklığın, bu ikiyüzlülüğün pasif birer seyircisi kılınmış olmanın dayanılmaz ıstırabıyla baş başayız. Şimdi soruyorum kendi kendime: Kalem ne yazsın, dil ne söylesin? Ne söylenirse söylensin, bu vicdan azabının yanında hafif kalmıyor mu?

Yeri geldikçe tekrarlayıp durduğum trajik bir hadiseyi burada yeniden tekrarlama ihtiyacı duydum.

Cemel Vakası’nın o ağır, tozlu ve kanlı havası çekildiğinde, Hz. Ali’nin komutanlarından biri Hz. Aişe’yi ziyarete gelir. “Ey müminlerin annesi, nasılsın?” diye sorar, hürmet ve kaygıyla. Hz. Aişe derin bir ah çeker ve tarihin kırılma noktalarından birini muhatabının yüzüne çarpar: “Bundan yirmi yıl önce ölmeyi ne kadar çok isterdim…” Bu bir kaçış değil, yaşanan trajedinin büyüklüğü karşısında bir insan ruhunun feryadıdır. Şahit olunan felaketin boyutu, yaşamaktan utandıracak bir raddeye gelmiştir çünkü.

Bugün, ahir zamanın zifiri karanlığında şahit........

© Mir'at Haber