GÖZÜ DOYMAZLAR DÜNYASI
GÖZÜ DOYMAZLAR DÜNYASI
İnsanlık tarihi, bir yanda akıl almaz bir medeniyet, bilgi ve imar faaliyeti; diğer yanda ise doymak bilmeyen bir sahip olma ve tahakküm tutkusunun sahnesidir. Varlık sahasına çıktığı andan itibaren sınırlı bir ömür, kırılgan bir beden ve geçici mekânlar arasında sıkışıp kalan insan, bu ontolojik güçsüzlüğünü ve ölümlülük kaygısını ekseriyetle maddede, mülkte, dünyevi güçte ve makamda bir teselli aracı olarak gidermeye çalışmıştır. Bu arayış, bireysel bir zaaf sınırlarını çoktan aşarak, bugün küresel ölçekte devletleri, siyasal yapıları ve kamusal alanları esir alan kolektif bir oburluğa dönüşmüştür.
İsra Suresi 100. ayet, Tekasür Suresi’nin ilk beş ayeti ve nebevi bir hikmet olan “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir ikincisini ister” hadisi, insan ruhunun bu karanlık girdabını ve sahip olma hırsının doğurduğu ahlaki yozlaşmayı gözler önüne seren sarsıcı birer uyarı niteliğindedir. Bu uyarılar, hırsın yalnızca bireysel bir zaaf olmadığını, bilhassa kamusal güçle ve siyasi makamlarla birleştiğinde toplumsal yapıyı nasıl zehirlediğini derinlemesine tahlil eder.
Ahlaki düzlemde, insanın dünya kazancına ve iktidara olan doymak bilmez iştahı, temelde varoluşsal bir güven bunalımının ve ontolojik bir yanılgının ürünüdür. İsra Suresi 100. ayette vurgulanan, “Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, tükenir korkusuyla yine de elinizi sıkı tutardınız. Zaten insan çok cimridir” hakikati, insanın içsel dünyasındaki derin korkuyu ve kıtlık psikolojisini ifşa eder.
İnsan, kendi ömrünün ve imkânlarının sınırlılığını, yaratıcının sınırsız lütfu ve adaletiyle ikame edemediği anlarda kronik bir güvensizlik yaşar. Siyaset sahnesinde bu güvensizlik; makamları, yetkileri ve kamusal imkânları sonsuza kadar elinde tutma hırsına, başkalarının haklarını gasbetme pahasına biriktirilen ayrıcalıklara ve doymak bilmez bir iktidar tutkusuna evrilir.
Hz. Peygamber’in “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını........
