YAPAY ZEKÂYA BİR SORALIM
YAPAY ZEKÂYA BİR SORALIM
Oğlum birkaç gündür hastaydı. Midesi bulanıyor, zaman zaman kusuyordu. Ateşi olmadığı için mide üşütmesi olduğunu düşündüm. Ne yapmam gerektiğini bildiğim hâlde, iyileşme döneminde yanlış bir şey yedirmemek için yapay zekâdan da fikir aldım. Sonra iştahı yeniden açıldı. “Ne yemek istersin?” diye sordum. “Sen yapay zekâya sor, öyle yiyelim. Yanlış bir şey yemeyeyim.” dedi. Bu cümle beni düşündürdü. Çünkü ben sadece fikir almıştım. O ise doğrudan ona güvenmeye başlamıştı. Peki bu alışkanlık çocuklukta başlarsa? Çocuk henüz kendi muhakemesini oluştururken, karşılaştığı soruların cevabını sürekli dışarıdan almaya alışırsa ne olur? Bir şeyi yapmadan önce “Ben ne düşünüyorum?” demek yerine “O ne diyor?” diye sormaya başlarsa? Benim zihnimde asıl soru burada oluştu. Çünkü bilgiye ulaşmakla bilgi sahibi olmak aynı şey değil. Bir cevaba birkaç saniyede ulaşmak, o cevabı düşünmüş, anlamış ve zihnimize yerleştirmiş olmak anlamına gelmiyor. Uzun yıllardır eğitimde ezberci anlayışı eleştiriyoruz. Çocuğun önüne hazır bilgiyi koymak yerine araştırmasını, sorgulamasını ve düşünmesini istiyoruz. Öğretmenin görevinin bilgiyi doğrudan yüklemek değil, çocuğa rehberlik etmek olduğunu söylüyoruz. Bu anlayışı eğitim hayatımıza yerleştirmeye çalıştığımız bir dönemde, şimdi başka bir kolaylık çıktı karşımıza. Üstelik bunun için araştırması, kaynak karıştırması, bir bilene sorması bile gerekmiyor. Soruyor ve cevap geliyor. Yıllardır çocuğu hazır bilgiden kurtarmaya çalışırken, şimdi karşımıza hazır cevabın kendisi çıkıyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça bilgi........
