UMRE: Kâbe’yi Görmeye mi Gidiyoruz, Kendimizi Bulmaya mı?
UMRE: Kâbe’yi Görmeye mi Gidiyoruz, Kendimizi Bulmaya mı?
İnsan bazen yola çıkar ama aslında bir yere değil, kendisine doğru yürür.
Umre de böyle bir yolculuktur.
Bugün imkânlarımız arttı. Ulaşım kolaylaştı, uçaklar çoğaldı, organizasyonlar çeşitlendi. Eskiden büyük bir özlem, uzun bir hazırlık ve meşakkatle gidilen mukaddes beldelere bugün daha kolay ulaşabiliyoruz. Bu elbette büyük bir nimettir.
Fakat tam da burada insanın kendisine sorması gereken bir soru var:
Biz umreye gerçekten Allah için mi gidiyoruz, yoksa hayatımıza kısa bir kutsal gezi mi ekliyoruz?
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.”
Dikkat edelim: Allah için.
Öyleyse umre, yalnızca Mekke’ye gidip Kâbe’yi görmek, Medine’yi ziyaret etmek, fotoğraflar çekmek ve sonra eve dönmek değildir. Umre, insanın hayatına dönüp baktığı; neyi yanlış yaptığını, neyin peşinden koştuğunu, neye bağlandığını ve Rabbine karşı nerede durduğunu sorguladığı bir muhasebe yolculuğudur.
Kâbe’ye giderken ne götürüyoruz?
Kâbe’ye bedenimizle gidiyoruz.
Peki kalbimizle de gidebiliyor muyuz?
İhrama girdiğimizde üzerimizdeki dünya elbiselerini çıkarıyoruz. Erkek için iki parça beyaz kumaş… Zenginle fakiri, makam sahibiyle sıradan insanı birbirinden ayırmayan bir görüntü…
Sanki bize şöyle deniliyor:
“Dünyada kim olduğun burada önemli değil. Allah’ın huzurunda kimsin?”
İşte asıl mesele budur.
Kâbe’nin etrafında dönerken aslında sadece Beytullah’ın etrafında değil, hayatımızın merkezinin ne olduğunu da sorguluyoruz.
Çünkü insanın hayatında Allah merkezde değilse, başka şeyler merkeze yerleşir: Para, makam, şöhret, nefis, dünya tutkusu, insanlar tarafından beğenilme arzusu…
Tavaf bize sessizce sorar:
“Senin hayatının merkezinde gerçekten Allah var........
