İBDA DİYALEKTİĞİ’NDEN: KEMMİYET VE KEYFİYET ÜZERİNE
İBDA DİYALEKTİĞİ’NDEN: KEMMİYET VE KEYFİYET ÜZERİNE
Felsefe tarihinde felsefi sistemlerin varlığı ve oluşu açıklama biçimleri, büyük oranda madde-ruh, dış-iç, nicelik-nitelik karşıtlıklarına dayanan kutupsallıklar üzerinden şekillenmiştir. İslam düşünce geleneğinde ve bu geleneğin 20. yüzyıldaki sistematik devamı niteliğindeki Büyük Doğu – İbda tefekküründe kemmiyet, duyularla algılanabilen, sayılabilen, ölçülebilen ve mekâna tâbi olan “maddi ve arazî” boyutu simgeler. Keyfiyet ise eşyanın ve insanın görünmeyen özünü, manasını, ruhunu, ahlaki ve ontolojik değerini temsil eden kurucu ilkedir.
Üstad Necip Fazıl, fikir dünyasında modernist ve materyalist yaklaşımların “sayısal çoğunluk”, “fiziki üstünlük” ve “şekilsel yığılma” olarak kutsadığı kemmiyete karşı sert bir cephe açar. Ona göre cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin en büyük zaafı, özü (keyfiyeti) feda edip kabukta (kemmiyette) takılı kalmalarıdır.
Üstad, toplumsal dönüşümün ve hakikatin temsilinde sayının değil, ruhî vasfın belirleyici olduğunu belirtir. Büyük Doğu ideolocyasında tecellinin kaynağı, yığınların şuursuz kalabalığı değil, o kalabalığı şekillendirecek olan seçkin fikir kadrosudur. İdeolocya Örgüsü isimli temel eserinde, hakiki toplum yapısını şu ifadelerle tanımlar:
“Doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyeti olmaz… Gerisi keyfiyetini bunlarla paylaşan basit bir kemmiyet meselesidir ve cevher, kan oturmuş tırnaklarımızla 40 yıl kazıdığımız kuyudan çıkarılmıştır.”
Üstad Necip Fazıl’a göre, bir davayı ayakta tutan şey sayıca çokluk değil, o davanın taşıdığı “mücerret ruh” ve “ihlas” keyfiyetidir. Kemmiyetin kontrolden çıkıp keyfiyetin önüne geçmesi durumu, medeniyetlerin ve hareketlerin çöküşünün ana sebebidir. Aynadaki Yalan ve çeşitli sohbetlerinde aklın ve modern dünyadaki ölçü aletlerinin durumunu değerlendirirken keyfiyeti ruhla, kemmiyeti ise aklın sınırlı ölçme yetisiyle ilişkilendirir:
“Akıl, sırtında ölçü âletleri taşıyan bir amele gibi seziş duygusunu takip eder. Duygu düşünceden önce gelir, o gelince de akıl ölçmeye başlar… Akıl ruhun peşinden gelir ve onları kemmiyet aletleriyle ve kendine mahsus kıyaslarla ölçer.”
Üstad’a göre keyfiyet kaybedildiğinde, devasa yapılar ve kalabalık kitleler kimsiz kalır. Sayısal büyüklük (kemmiyet), arkasında mimari bir fikir sistemi ve ruh keyfiyeti barındırmıyorsa çökmeye mahkûmdur.
Modernitenin........
