menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Abdurrahman Dilipak: “İran-ABD Yakınlaşması Barış Değil, Taktiksel Bir Mola”

24 0
20.06.2026

Abdurrahman Dilipak: “İran-ABD Yakınlaşması Barış Değil, Taktiksel Bir Mola”

İran ile ABD arasında basına yansıyan anlaşma ve bölgedeki son gelişmeler uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, gözler Ortadoğu‘nun geleceğine çevrildi. Anlaşmanın kalıcı bir barışın habercisi olup olmadığı, İsrail‘in süreçten nasıl etkileneceği ve Türkiye’nin bu gelişmeleri nasıl okuması gerektiği tartışılıyor. Mirat Haber adına Şaban Doğan‘ın sorularını cevaplayan gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak, İran-ABD yakınlaşmasının gerçek bir barış süreci değil, tarafların ihtiyaçlarından kaynaklanan taktiksel ve konjonktürel bir uzlaşma olduğunu savundu.

Şaban Doğan: Basına yansıyan İran-ABD anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu gerçekten bir barış girişimi mi, yoksa tarafların taktiksel bir uzlaşması mı?

Meşhur bir söz vardır:

“Geçme namert köprüsünden, koy aparsın su seni;Yatma tilki gölgesinde, koy yesin aslan seni.”

Bu söz, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi‘nde Kanuni Sultan Süleyman‘a nispet edilir. Denenmiş bir şey yeniden denenmez. Resûlullah (sav) şöyle buyurur:

“Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz.”

Mümin, aynı hataya, aynı tuzağa veya aynı zarara ikinci kez düşmez. Bir kere aldanırsa bundan ders çıkarır. Allah (cc) bizlere akıllı, uyanık ve tecrübeli olmayı emreder.

Trump, Ortadoğu’nun patronu olmak istiyor. Netanyahu’nun kendisine tabi olmasını arzuluyor. Aslında sadece Gazze‘yi değil; Kudüs‘ü ve Mescid-i Aksa‘yı da istiyor. Kendisini Mesih‘in müjdecisi gibi göstermeye çalışıyor. Bu misyon çerçevesinde Meşiah ve Mesih’in aynı kişi olduğunu öne sürerek Musevi ve İsevi toplumlarını kendi rehberliğinde birleştirmeyi hedefliyor.

İran‘a karşı bir süreliğine ara vermesi gerekiyor. Bölgeyi savaşla değil, diplomasi ve farklı baskı mekanizmalarıyla kontrol etmeye çalışıyor. Avrupa‘yı Ukrayna konusunda Rusya ile karşı karşıya bırakırken, kendi küresel hedeflerine odaklanıyor.

ABD ve İsrail’in sözlerine güvenilmez. Gazze, Lübnan ve Batı Şeria örnekleri ortadadır. Mehmet Âkif’in şu dizeleri de bu noktada dikkat çekicidir:

“Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne…”

Âkif, emperyalist Batı‘ya karşı uyanık olunması gerektiğini vurgulamıştır. Ancak bugün Batılı ülkelerle müttefikiz ve onların arasına katılabilmek için yarım asırdır kapılarında bekletiliyoruz.

Bu gelişmeyi gerçek bir barış girişimi olarak değil, taktiksel ve konjonktürel bir uzlaşma olarak görüyorum. Gerçek niyetlerin NATO Zirvesi sonrasında daha net ortaya çıkacağını düşünüyorum.

Trump‘ın şu sözleri de dikkat çekicidir:

“Şu an Suriye’yi yöneten adam benim oraya getirttiğim bir kişidir. Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer kişilerle birlikte yaptık. Ülkeyi toparlama konusunda iyi iş çıkardı ve Hizbullah konusunda da iyidir.”

Bu ifadeler, bölgeye ilişkin hesapların sona ermediğini göstermektedir.

Şaban Doğan: Sizce bu anlaşmanın asıl kazananı kim olacak; İran mı, ABD mi, yoksa İsrail ve diğer bölgesel aktörler mi?

Henüz süreç tamamlanmadı. Dini açıdan bize hayır gibi gelen bir şeyde şer,........

© Mir'at Haber