GÜNEŞİN ÖNEMSİZLİĞİ
Kuran-ı Kerim, Tekvir Suresinin ilk iki ayetinde bize şunu haber vermekte:
اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْۙۖ وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْۙۖ
“Güneş dürüldüğünde. Yıldızlar bulanıklaştığında.”
Eski devirlerde insanlar Güneşin ve yıldızların değişebileceğini, yok olacaklarını düşünmüyordu. Bunların yaratılmadığı, ezelden beri var olup ezele kadar devam edecekleri inancı Sümer başta olmak üzere Mezopotamya ve Mısır medeniyetlerinden yakın devirlere kadar hâkim inançtı.
Hatta, evrenin yaratıldığına dair matematiksel ispat, 1960larda kozmik arka plan radyasyonunun tespitiyle kanıtlanana kadar, Einstein dâhil bilim dünyası evrenin ezelden gelip ebede kadar aynı kaldığını varsayıyordu. Büyük Patlama’dan, alaycı bir ifadeyle, dinci bir hezeyan olarak bahsediliyordu. Fred Hoyle, tıpkı bugün Alan Guth gibi paralel evrenleri savunanlar gibi, o zamanlar da eğer Büyük Patlama kabul edilirse bütün ideolojilerin temeli olan Evrim Teorisi’nin de çöpe gideceğini, zira milyarlarca yıl gibi kısa sürelerin değişimlere yetmeyeceğini, bunun için sonsuzluğun gerektiğini düşünüyordu.
Yaratılışı 1930larda matematikle ispatlayan papaz LeMaitre ya da ondan 1000 sene evvel entropiye dayalı mantıksal ispatı yapan büyük âlim İbni Sina gibilerine vakit ayıramazlardı. 1970lerde basılmış İngilizce’den tercüme resimli çocuk uzay ansiklopedim bile hâlâ Büyük Patlamayı sindirememiş; üç teori vardır, Büyük Patlama, statik evren ve zonklayan evren diye yazıyor, şekillerle anlatıyordu. Yavrum, üç müç yok, bir tane açıklama var o da Yaratılış, yutkunun artık. Evrenin yaratıldığı bilimsel gerçek halinde kabullenildiyse de hâlâ içselleştirilemedi.
Güneş ve yıldızlar, putperest medeniyetler için değişmez sabitlerdi. Değişmez sabitler, kendi başına varlıklar kainatın temel unsurları demektir,........
