menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İNSAN OLMAK VE MÜSLÜMAN OLMAK (I)

74 0
19.09.2026

İNSAN OLMAK VE MÜSLÜMAN OLMAK (I)

İnsan, dünyaya insan, yani bir beşer olarak gelir. Ancak insan olarak doğmakla gerçek anlamda insan olmak aynı şey değildir. Zira insan, sadece anatomik ve fizyolojik yapısı ve özellikleriyle tanımlanabilecek bir varlık değil; aynı zamanda duygu, akıl, irade ve vicdan gibi yetilerle de donatılmış bir varlıktır. Bu yönüyle insan, diğer canlılardan farklı olarak inanır, düşünür, sorgular, değerlendirir, tercihlerde bulunur ve tercihlerinin sonuçlarını da üstlenir. İnsan sahip olduğu akıl ve vicdan sayesinde iyi ile kötüyü ayırt etmeye, adalet ve hakkaniyeti gözetmeye yönelir; sahip olduğu bu imkânlarla da sever, merhamet eder, sorumluluk üstlenir ve başkalarının varlığını kendi varlığı kadar önemsemeye çalışır. Ne var ki insan, bütün bu değerlerin tersine de davranabilme imkânına sahiptir. Zira olumsuz duygular, insanı etkisi altına alabilir; akıl doğru kullanılmadığında yanılabilir; irade yanlış tercihlere yönelebilir, güç ise bir zulüm aracına dönüşebilir. Bu da insanın, duygularını, aklını ve iradesini doğru istikamette kullanması ve bunun için de hayatı boyunca olgunlaşma, gelişme ve kendini gerçekleştirme süreci yaşaması gerektiğini göstermektedir.

Bu nedenle insan olmak, sadece birtakım yeti ve özelliklere sahip olmakla değil, onları nasıl kullandığımızla ilgilidir. Zira akıl, insana doğruyu aramanın; irade, doğruyu seçmenin; vicdan ise doğru karşısında sorumluluk duymanın imkânını sunar. Ne var ki bu imkânları gerçeğe dönüştürmek de ancak insanın kendi iradesine ve çabasına bağlı bulunmaktadır. Zira insan, sahip olduğu imkânlarla hem yücelebilme hem de alçalabilme potansiyeline sahiptir. Nitekim kimi insan adalet, merhamet, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik ve başkasının hakkına ve onuruna saygı duyarak böyle bir hayat tarzını yaşarken, kimi insanın da bu değerlerden uzak bir hayat tarzı yaşadığı müşahede edilmekte, Kur’an’ın ifadesiyle “esfel-i sâfilîn”e düşmektedir.[1] 

Daha açık bir ifade ile insan olmak; ailesine, komşusuna, arkadaşına, yabancıya, güçsüze ve kendisinden farklı olana karşı iyi davranmak demektir. Zira bir insanın gerçek karakteri ve kişiliği, çoğu zaman kendisine bir fayda sağlamayacak birine gösterdiği tutum ve davranışla ortaya çıkmaktadır. Şayet bir insan, güçsüz karşısında merhametli, farklı düşünene karşı saygılı, hakkı olmayan bir şeyi elde etme imkânı bulunduğunda bile adaletli olabiliyor ve hiçbir karşılık beklemeden muhtaçlara yardım edebiliyorsa, insanlığını davranışlarıyla ortaya koyuyor demektir. Bu nedenledir ki Kur’an böyle tavrı övmekte ve bu davranışın insanı cehennemden uzaklaştıracağını da haber vermektedir. [2]

İnsan olmak, aynı zamanda kendi özgürlüğünü başkasının hakkını çiğneme pahasına kullanmamayı; kendi çıkarını adaletin önüne geçirmemeyi ve sahip olduğu imkânları başkalarının aleyhine kullanabileceği bir güce dönüştürmemeyi de ifade etmektedir. Zira bir insanın değeri, sadece neye sahip olduğuyla değil, yetilerini nasıl kullandığı ve bu yetileriyle ne yaptığı ve nasıl yaptığı ile ölçülmektedir. Bu nedenle insanı insan yapan sadece bilmesi değil, aynı zamanda bildiklerini de davranışlarına sorumluluk bilinciyle hayatına yansıtmasıdır. Çünkü insan, yalnızca yaşayan değil, yaşadığı hayatın anlamını arayan da bir varlıktır. Nereden gelmiştir, niçin yaşamaktadır ve nereye gidecektir? Bu sorular, insanın varoluşuna ilişkin en temel sorulardır. İnsan, hayatını sadece içgüdüleriyle ve duygularıyla sürdüren bir varlık da değildir; aynı zamanda varlığının anlamını sorgulayan, kendisini ve içinde yaşadığı dünyayı anlamaya çalışan ve bunun........

© Mir'at Haber