HOŞ GELDİN EY ŞEHR-i RAMAZAN! YA BİZİ NASIL BULDUN? HOŞ MU, BOŞ MU?
HOŞ GELDİN EY ŞEHR-i RAMAZAN! YA BİZİ NASIL BULDUN? HOŞ MU, BOŞ MU?
Ey şehr-i ramazan! sen hep iyisin, hoşsun, güzelsin. Çünkü sende Kur’an indi ve sıradan bir ay iken; 11 ayın sultanı yaptı seni. Bir geceni, bin aydan hayırlı, 83 yıla bedel bir ömür kıldı. Peki bilgi ve bilinç kaynağı, akıl, irade ve vicdan rehberi, ahlâk, takva/sorumluluk ve duyarlılık önderi bu güzel Kur’an, âhh! bir de bize inse de bizi insan etse, hatta insanların ve insanlığın sultanı eylese…
İnmez mi hiç? tam 1416 yıl önce, böyle bir Ramazan ayında inmeye başladı. İnsanı iyi insan, Müslümanı sorumlu duyarlı ve müttakî, mü’mini Allah’a güvenen, kendi de güven veren, ihsan sahibi, iyilik önderi ve elçisi bir kul yapmaya geldi.
Geldi, geldi, evet geldi ama, biz o mübarek Kur’an’ı ya duvara astık; aksesuar yaptık. Ya çeyiz sandığına koyduk, unuttuk. Ya da ölüye okuduk da onu kurtarsın, Cennete koysun istedik… Ara sıra da yüzünden okuduk, harfleri seslendiren, o güzel sesli hafızı dinledik, biz de yalan yanlış namazda telaffuz ettik, avunduk. Hep okuduk, dinledik, sürdük ama hiç anlamadık. “Ne diyor bize bu........
