menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BEKÂ EN BÜYÜK ZENGİNLİKTİR

7 0
03.04.2026

BEKÂ EN BÜYÜK ZENGİNLİKTİR

Yoksulluk ve zenginlik ekonomik anlamda düşünüldüğünde insanların mutlu ve mutsuz oluşlarının iki önemli unsurudur. İnsânlık tarihi bir anlamda yoksulluktan zenginliğe geçişin bir çabası/uğraşıdır. Şüphesiz dünyâya gelen her insânın, insânca yaşamasını sağlayacak imkânlara sahip olması, o insânın en doğal hakkıdır. Bu nedenle yoksulluğun ortadan kaldırılması, yönetimi elinde tutan idarecilerin olduğu kadar, varlık sahiplerinin de kaçınılmaz bir görevidir. Dünyada herkesin ekonomik anlamda aynı düzeyde olması mümkün değildir. Yoksulluk ve zenginlik bir “kader” olmadığı gibi Allah’ın lütfunun veyâ cezasının da bir sonucu değildir. [1] Herkesin imtihanı bulunduğu şartlara göredir. [2] Kur’ân bu gerçekliği bize şöyle anlatır: “Rızık konusunda, kiminize kiminizden fazla veren Allah’tır: hal böyleyken, kendisine fazla verilmiş olanlar, rızıklarını -bu bakımdan aralarında eşitlik olsun diye- sağ ellerinin malik olduğu kimselerle paylaşmakta isteksiz davranıyorlar. Peki, (böyle yapmakla) Allah’ın nimetini (bile bile) inkâra mı kalkışıyorlar?” [3]

Hz. Peygamber de varlıklı bir aileden gelmiyordu. Zaten yetim doğmuştu ve annesini de küçük yaşlarda kaybetmişti. Onlardan kalan maddî anlamda bir malı yoktu. Kaynaklar babasından kendisine sadece bir devenin kaldığını rivâyet ederler. Böyle bir durumdayken Hz. Peygamber önce dedesinin ve sonra da amcasının himayesinde o günün koşullarına göre sıkıntı çekmeden ama bir aileyi geçindirmeye de gücü olmadan yaşamını sürdürdü. Fakat sonradan amcasıyla Şam’a yaptığı ticaret seferlerinde biraz mal kazanmış, daha sonra da varlıklı bir kadın olan Hz. Hatice ile evlendiğinde zengin bir aile reisi konumuna yükselmişti. Fakat önceleri bu zenginlik eşinin malına dayansa da sonrasında ticaret hayatındaki başarısı, yeteneğinin gelişmesi O’nu daha da ileriye götürmüştü. İlerleyen yıllarda savaş ganimetlerinden olan payı zenginliğine katkı yapsa da bunlar Medine’ye hicretinden sonra gerçekleşen imkânlardı.

İşte Duhâ/8. âyeti Hz. Peygamber’e geçmişteki bu yoksulluğundan şimdi geldiği noktayı hatırlatmaktadır: “İhtiyaç içinde bulup seni tatmin etmedi mi?” veya başka bir çeviri ile “Ve seni yokluk içinde buldu sonra zengin kıldı.” [4]Âyette geçen “âil” kelimesi, “fakir, ihtiyaç sahibi, yoksul, aile çevresi fakir” anlamına gelmektedir. “Agnâ” ise “çok gani/zengin” demektir. Bu nedenle Allah’ın güzel isimlerinden biri de “El Ganiyy”dir. Yâni “hiçbir şeye ihtiyacı olmayan” demektir. Âyetten anlaşılıyor ki Allah, bundan önceki “yetimlik, yolunu kaybetmişlik” durumundan sonra üçüncü olarak da Hz. Peygamber’e zenginlik vermiş, böylece Duhâ/4. âyette anlatıldığı gibi her hâlinin sonu başından daha hayırlı olmuştur. Dikkat edilirse genelde bu âyeti yorumlayan müfessirler işin daha çok maddî/ekonomik/zenginlik yönüyle ilgilenmişlerdir. Elbette tarihsel gerçekliklerle bu yorumlar örtüşmektedir. Ama bunun ötesinde âyete farklı yaklaşan müfessirler de vardır.

Onlar, Hz. Peygamber’in ekonomik anlamda bir zenginlik istemediğini söylemiş ve âyette geçen “ağnâ” ifâdesini “zengin” anlamında almayıp “mala/servete tamah etmekten kurtulmak” anlamında değerlendirmişlerdir. Böylece âyetin Türkçe karşılığını şöyle vermişlerdir: “Seni yoksul/muhtaç bulup, mala/servete tamahtan uzak kılmadık/tutmadık mı?” Bu müfessirler Hicr/87-88. âyetlerini de bu düşüncelerine kaynak olarak göstermişlerdir. Bu âyetlerin içeriği şöyledir: “Ve gerçek şu ki, Biz sana sık sık tekrarlanan [âyetlerden oluşan] yedili [bir sûre] bahşettik ve [böylece senin önüne] yüce Kur’ân’ı [açıp serdik]: [O halde, hakkı inkâr eden] birtakım kimselere verdiğimiz dünyevî zenginliklerden yana gözünü çevirme. Ve [seni umursamıyorlar diye] onlar için üzülme; fakat müminlere kol kanat ger.” [5] Gerçekten de âyetlere baktığımızda anlıyoruz ki, Hz. Peygamber’e Allah tarafından verilen en büyük zenginlik/servet “Kur’ân”dır. Allah, Kur’ân’ı vermekle/göndermekle O’nu bilgi bakımından zenginleştirmiş, böylece Hz. Peygamber toplumunun mânevî yoksulluğuna nasıl çözüm bulacağı konusunda donanımlı bir hâle gelmiştir.

En büyük fakirlik/yoksulluk ilimden/edepten yoksun olmaktır. En büyük zenginlikse bu yoksulluğu giderecek bilgidir. Hz. Peygamber: “Zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir” diyerek bu gerçekliğe vurgu yapmıştır. İnsân ne kadar zengin olursa olsun, eğer Allah’tan yana mânevîyat fakiriyse yine de yoksul sayılır. Mânevî yönden zenginleştirilenler ise “Ganiyy” olanın kulluğunu yaşayanlardır. İçindeki ilâhî emânetin idrâkinde olmayanlar, kimle “Hayy/diri” olduklarının bilgisizliğinde fakirleşenler bu gerçeğin farkında değillerdir. Kur’ân bir başka âyetinde “Allah zengindir sizlerse fakirlesiniz” [6] demektedir. Öyleyse kendilerinde varlık görmeyenleri veya kendi varlıklarını “fenâ/yok” ederek yoksulluğu seçenleri, Allah “beka” ile zenginleştirecek ve nasıl bir hakîkati özlerinde taşıdıklarının sırrına onları erdirecektir. Böyle bir zenginliğin ise dünyevî/maddî bir zenginlikle karşılaştırılması elbette mümkün değildir. İşte Hz. Peygamber’in fakirken zenginleştirilmesi bu anlama gelmektedir.

[1] Zuhruf/32 “Rabbinin rahmetini yoksa onlar mı bölüştürüyorlar?[Hayır, nasıl ki] bu dünyada geçim araçlarını onlar arasında bölüştüren ve onların bazısını başkalarına yardım etmeleri için diğerlerinin üstüne çıkaran Biziz; [aynı şekilde, dilediğimize manevî bağışlarda bulunan da Biziz]: Rabbinin bu rahmeti, onların yığabilecekleri bütün [dünyevî servetler]den daha hayırlıdır.”

[4] Duhâ/8 “Ve vecedeke âilen fe ağnâ.”

[6] Muhammed/38 “vallâhul ganiyyu ve entumul fukarâu”

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube


© Mir'at Haber