ZAMANIN ÖTESİNDEN GELEN NİDA: YÜZLEŞMENİN VE HAKİKATİN KESİNLİĞİ
ZAMANIN ÖTESİNDEN GELEN NİDA: YÜZLEŞMENİN VE HAKİKATİN KESİNLİĞİ
وَنَادَىٰۤ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡجَنَّةِ أَصۡحَـٰبَ ٱلنَّارِ أَن قَدۡ وَجَدۡنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقࣰّا فَهَلۡ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمۡ حَقࣰّاۖ قَالُوا۟ نَعَمۡۚ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنُۢ بَیۡنَهُمۡ أَن لَّعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّـٰلِمِینَ [الأعراف ٤٤]
Cennet ehli cehennem ehline, “Biz rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenir. “Evet!” derler. Ve aralarından bir çağrıcı, “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!” diye bağırır. (el-A`râf 7/44)
İnsanın yeryüzündeki en büyük yanılgısı, eylemlerinin boşlukta kaybolup gideceğine, hakikatin o keskin yüzüyle asla karşılaşmayacağına dair beslediği derin kibirdir. Modern çağın sanal gerçeklikleri ve izafiyet krizleri içinde kıvranan zihin, her şeyin göreceli olduğu yanılsamasıyla avunurken; ölümle birlikte zamanın ve mekânın sınırları kalktığında o ağır örtü ansızın açılır. Peki, inançla alay etmenin, ilahi çağrıya sırt dönmenin ve sadakatle bedel ödemenin nihai hesabı nasıl görülecektir? İnsanın, ömrü boyunca kaçtığı gerçekle yüzleşme anı omuzlarına nasıl bir yük bindirir? A’râf sûresi 44. ayet, sadece ahirete dair dramatik bir sahne çizmekle kalmaz; varoluşun en sarsıcı, en çıplak yüzleşmesini evrensel bir ilana dönüştürerek kalbimizi tam da bu can alıcı noktadan yakalar.
Kozmik Diyalog ve Mesafelerin Çöküşü
Ayette yer alan cennet ve cehennem ehli arasındaki diyalog, Kur’an’ın edebi mucizesinin şahikalarından biridir. Ayet, iki farklı ontolojik düzlem arasındaki o aşılmaz mesafeyi nādā (نَادَىٰ / nida etti, seslendi) fiilinin yankısıyla aşar. Râzî (ö. 606/1210), ayet bağlamında cennet ehlinin cehennem ehlinin sesini nasıl duyurduğu sorusunu gündeme getirir.1 Elmalılı Hamdi Yazır (1878–1942) çağdaş bir pencereden bu soruya cevap verir ve zamanımızdaki radyo ve televizyon icadının, Kur’an’daki bu sınır tanımaz kozmik iletişim hakikatini akla nasıl yaklaştırdığına dikkat çeker.2 Cennetliklerin, “Biz rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk.” beyanı, bitmiş bir mücadelenin ardından gelen kuru bir haberleşme değil; aksine dünyevi şüphelerin, çekilen çilelerin ilahî bir tasdikle taçlanmasıdır. Burada kullanılan ḥaqqan (حَقًّا / kesin bir gerçek) kelimesi, ahiretin mutlak şeffaflığını gözler önüne sererken, ilahî vaadin şaşmazlığını zihinlerde pekiştirir.
Hakikatle Yüzleşmenin Dünyevi Gölgeleri
Bedir günü Muhammed (s), Kureyş’in önde........
