İLAHİ EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
İLAHİ EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
İlahi Egemenlik ve Çocuk Bayramı konusunda, Rabbimizin buyruğu esastır. Neden mi? Çünkü Allah’ın kürsüsü, yani Allah’ın egemenliğini ifade eden Ayet-el Kürsi, çok önemli bir ayettir. Nebi Aleyhisselam’ın da üzerinde titrediği bu ayet-i kerimenin merkez cümlesi şudur: “Allah’ın kürsüsü, Allah’ın egemenliği gökleri ve yeri kuşatmıştır.” O’nun gücü, kudreti, ilmi ve takdiratı oralarda işlemektedir. Semavatı geçtik, yeryüzündeki fiziki, kimyevi ve biyolojik ayetler Allah’ın yasalarıdır, O’nun egemenliğidir. Buna dokunabilecek bir varlık var mıdır? “Süper gücüz, astığımız astık, kestiğimiz kestik” diyenler bile Allah’ın teknolojisini ve bu ayetlerini kullanarak caka satmaktadırlar.
Allah’ın imkanlarıyla onlara karşı durmaları mümkün müdür? Onlara karşı durmak, bedendeki biyolojik ayetlere karşı durmak demektir ki bu da bedeni öldürmek anlamına gelir. Bu, hayatla bağdaşmaz, ölüm demektir. Öyleyse haddimizi bilelim, haddimizi bilelim. İlahi egemenlik diye bir kavram vardır; Hükmüllah, yani Allah’ın hükmü ve egemenliği. Dolayısıyla biz bu hakikat varken, doğrusu buyken, yalan yanlış şeylerin peşine takılamayız.
Bu hakikat, anayasal bir ayettir. Hak budur, hakikat budur. Bu nedenle kardeşler, biz bu hakikati yeniden dillendiriyoruz: Allah’ın hükmü, buyruğu ve egemenliği Allah’ındır. Hak budur. Buna karşı hiç kimse şu ana kadar, “Yerçekimi varsa ben bunu iptal ediyorum,” “Güneş oradan doğuyorsa ben bunu iptal ediyorum, buradan doğduruyorum,” “Biyolojik yasalar buysa ben onu inkar ediyorum ve tersine çeviriyorum” diyememiştir. Bu mümkün değildir. Bu muhaldir ve bunun iddiası da olmamıştır. İddia da ispat ister. Durum böyleyken haddimizi bilelim.
Olay budur. Şu anda yeniden Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bakın, eğri oturup doğru konuşalım. Başta milli egemenlik; daha çok milli kavramı dinidir, Milleti İbrahim, din adınadır. Ama buradan o mu kastediliyor derseniz, bu tartışmalıdır. Çünkü zaten milli egemenlikle de kalınmamış, peşinden “ulusal egemenlik” denmiştir. Yani “ulus” bile desek, bu ırki egemenliktir. Bir şahsın, bir grubun, bir etnisitenin, bir cinsin hakimiyetidir. O da beşerden bir beşerdir, Allah’ın egemenliği dururken. Allah’la kayıtlıysa eyvallah. Peki biz bunu mu anlıyoruz? “Bağımsızlık” tabiri de kullanılıyor. Eğer bağımsızlıksa, Yunan’dan, İngiliz’den, Fransız’dan, İtalyan’dan bağımsızlık. Eyvallah deriz. Ama öyle de görünmüyor. Bakın, ilk etapta Yunan alfabesi, İngiliz dili her tarafta, bütün okullarda hakim. İngiliz kültürü, Batı kültürü. Hani bağımsızlık? Camilere kilit, ezandan on bir defa Allah ismi geçer, onu kaldırmak. Sonra hafta sonu tatilini, Cuma’dan Pazar’a almak, yani o Batı’nın paganist anlayışına dönüştürmek, hilafeti kaldırıp. Hilafet, Allah’a kayıtlılığın adıdır. Yani Allah adına. Allah ne buyurduysa o. Dört dörtlük olur olmaz, ama sözde bile olsa bir şey vardır.
Mesela saltanatta bile, bir şeyhülislamla bağımlılık, kayıtlılık vardır. Şeyhülislam aksi hüküm verirse, padişah ona uymak zorundadır. Burada parazitler olabilir, o ayrı. Ama peki yeni durumda ne? Yeni durumda şeyhülislam var mı? Hilafetlik var mı, halifelik var mı? Onu kaldırıyor. Niye diyor? Asıl bağımsızlık nereden sonunda? Bağımsızlık Batı’dan, işgalci güçlerden mi? Haşa Allah’tan mı? Öyle mi? Bakın, Allah’ın yasalarını kaldır, o........
