menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NE İSTİSMAR NE DE İSTİHMAR

16 0
19.02.2026

NE İSTİSMAR NE DE İSTİHMAR

Hayatın hiçbir alanında müminlerin birbirlerine karşı “sırt dönmemelerini/birbirlerinin sorunlarına ilgisiz kalmamalarını”[1] isteyen Resulullah (s.a.v.): “Komşusu açken kendisi tok olarak yatan kimse mümin değildir”[2] uyarısını yapmıştır. Aynı uyarıyı bir başka rivayette şu ifadeyle yinelemiştir: “Yanı başındaki komşusunun yoksulluğunun farkında olduğu halde komşusu açken kendisi tok yatan kimse bana iman etmemiştir”[3] Toplumun içerisinde bir kimse aç olarak sabahlarsa Allah Teâlâ’nın zimmeti/koruması o toplumdan kalkar”[4] buyuran Resulullah bu uyarı ve emirleriyle Müslümanlara çok büyük görevler yüklemiştir. Hz. Peygamberin eğitim ve öğretiminden geçen müçtehit sahabi ve İslâm siyaset nizamının zirve temsilcilerinden Hz. Ömer (r.), Müslüman bir kimseye kayıtsız kalıp susuzluktan dolayı ölümüne neden olanları “katil” kabul etmiş ve ölen bu şahsın diyetini o kabilenin tamamına ödetmiştir.[5] Herhangi bir kimseye karşı kayıtsız kalıp susuzluktan veya açlıktan dolayı ölümüne sebep olmayı katillik olarak gören, İslam’ın dışında yeryüzünde başka bir hayat tarzı yoktur. Bu İslami uygulamanın anlamını Müslümanlar yeterince anlayıp uygulama alanına koyabilselerdi bugün çok daha farklı bir yerde ve keyfiyette olurlardı. Ülkelerinde fakirlik diye bir problem de olmazdı.

Maişet/geçim talebiyle çalışmak hem çok onurlu hem de çok önemli bir iştir. Hz. peygamber; “Geçim için çalışmanın günahlara kefaret olacağını”[6] bildirmiştir. İnsanın kendisinin ve aile bireylerinin geçimi için çalışması günahlara kefaret olduğuna göre İslâm, emeğe kutsallık atfetmiştir. Hz. Âdem’den (a.), Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar peygamberlerin gönderiliş amaçlarından birisi de emeğin üretime dönüşmesinin sonucu olan malı korumaktır. Malı korumanın içerisinde emeğe saygı, işçinin hukukunu muhafaza, ahlaksızlığa ve sömürüye geçit vermeme, güvensizlik oluşturmama, dar gelirlileri ve zayıfları (bir mazerete binaen çalışamayanları) ezdirmeme de vardır.

Kullarının emeklerinin karşılığını yedi yüz katına kadar fazlasıyla ödeyen Allah Teâlâ,[7] sermaye sahiplerine şu mesajı vermiştir: “Çalıştırdığınız kimselerin emeklerinin karşılığını hakkıyla verin ama biraz da fazlasıyla ödeyin. Eksik ödemede bulunmayın.” “Müslüman, Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez/sömürmez ve zulme (sömürü ortamına da) terk etmez…”[8] İşçinin ve diğer emek sahiplerinin çalıştıklarının karşılığını vermemek en büyük zulümdür. Emek karşılığında bir zulmün doğmaması için, sermayedarların ücreti apaçık şekilde belirleyip kayda bağlamamalarını Hz. Peygamber (s.a.v.) yasaklamıştır.[9] İşçiyi çalıştırdıktan sonra ücretinin geciktirilmesini hoş karşılamayan Peygamberimiz (s.a.v.),  sermaye çevrelerinde karşılığını yeterince bulamayan........

© Mir'at Haber