DEKOLTE TESETTÜR!
Tesettürün amacı; Allah’ın emri doğrultusunda örtünüp vücudun mahrem yerlerini teşhir ederek herhangi bir fitneye; cinsel istismara sebep olmamaktır. Bu bağlamda Allah Teâlâ geniş ve vücut hatlarını belli etmeyen elbiseleri tercih etmeyi emretmiştir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da bu yönde olmuştur. Meşhur “cilbab” ayeti bu konuyu yeterince açıklamaktadır: “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve diğer mümin hanımlara söyle; (toplum içine çıkacakları vakit, başörtülerini taksınlar ve vücut hatlarını tamamen kapatan) dış kıyafetlerini/cilbablarını üzerlerine örtsünler. (Gerek giyim kuşamlarında gerek söz ve davranışlarında mümin bir hanıma yaraşan ağırbaşlı ve edepli tavrı göstersinler.) Bu, onların (saygıdeğer ve iffetli bir kadın olarak) tanınmaları ve (böylece, ahlâksız insanlar tarafından sözlü veya fiili tâcize uğrayıp) incitilmemeleri için en uygun çözüm yoludur. (Bununla birlikte, hiç kimse elinde olmadan işlediği bir günah yüzünden veya İslâm’dan önce yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmayacaktır. Çünkü) Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”[1] Ayetteki “cilbab” kelimesinin birçok anlamı vardır. Sözlükte cilbab şöyle tanımlanmıştır: “Bütün vücudu örten elbisedir.”[2] Bu örtünün özelliği bütün bedeni örtmesi ve vücut hatlarını belli etmemesidir. Bu durumda kelime ve kavramlara kendi tercihimize göre bir anlam vermemeliyiz. Böyle bir yaklaşım konuyu ilmi olmaktan uzaklaştırır. Dışarıya çıkarken, ev içinde giyilen elbiselerin üzerine giyilen ve hanımların vücut hatlarını belli etmeyen, şeffaf olmayan çarşaf, çadır,[3] ferace, atkı ve pardösü türünden giyeceklerin hepsine cilbab denilir. Cilbab / dış örtü kullanmayı hanımlara Yüce Allah emretmiştir. Yukarıdaki ayet bunun delilidir. Kur’an’ın beyanına göre ancak yaşlı kadınlar; kimsenin cinsel açıdan istek duymadığı ihtiyar hanımlar isterlerse dış örtülerini (pardösü, manto, atkı, çarşaf vb.) çıkarabilirler: “(Artık evlenme çağları geçtiği için) evlenme ümidi kalmamış (ve hayızdan, çocuktan kesilmiş, cinsel arzu duymayacak kadar) yaşlı kadınların (doğal câzibe ve) güzelliklerini kasten teşhir etmemeleri şartıyla, (ev dışında giymeleri gereken) elbiselerini üzerlerine almamalarında bir sakınca yoktur. Bununla birlikte, bundan mümkün mertebe sakınmaları, kendileri için daha iyidir. Unutmayın ki Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir.”[4] Cilbab türlerinden biri dış elbise olarak forma gibi dayatılmamalıdır. Kriterlere uyduktan sonra dış örtünün şeklini sahih örf belirler. Bize göre de en ideali siyah çarşaf olmakla beraber, diğerleri de istenen ölçüleri taşıdığı zaman meşruiyet kazanır. Farklı tercihlerden dolayı Müslümanların birbirlerine saygı duymaları gerekir. Farklı tercihler fitneye alet edilmemelidir. İçtihatlar mutlaklaştırılmamalıdır.
Tesettürün bile sektöre ve tüketim vasıtasına dönüştürüldüğü bir dünyada Kur’an ve sünnetteki uygulamalar göz ardı edildi. Müslüman kadınlar ince ve dar giysileri çevrelerinden etkilenerek seçmeye başladılar. Reklamların da etkisinde kalarak tesettürün manevi ikliminden uzaklaştılar. Unutulmamalı ki tesettür; inanç, ahlak, ibadet, davranışlar, kültür ve dirençle bir bütünlük arz eder. Ağzında sigara, erkeklerle tam bir ihtilat hâlinde, her türlü espriyi yapmaktan çekinmeyen, kafelerde yabancılarla göz göze, okul kantinlerinde gençlerle el ele, iş hayatında mahremiyeti azami derecede gözetmeyen ve davranışlarıyla erkekleşen hanımların tesettürü tartışmaya açılmıştır. Daha dorusu sözde bir tesettürdür. Tesettür; fıtratı bozmamak ve edep perdesini yırtmamaktır. Üzerine örtü çekilen nefsani duyguların sünnetin öncülüğünde temsilidir. Tesettür; tercih edilen İslâmi hayat tarzını bütünlük içerisinde hayata yansıtmanın şeklî ifadesidir. İslâmi kimliğin kıyafetle ikrarıdır. Edep ve hayâ olmadıktan sonra örtünme anlamını kaybetmiştir. Şairin dediği gibi; “Zihninin arka plânında göbeklerini açmak yatan” bayanların örtünmesi (!) şekilsel çerçevede zaten kusurlarla maluldür.
İslâm dinini tercih eden insanlar hayatlarında vahyin bağlayıcılığını ve Hz. Peygamber’in sünnetinin örnekliğini kabul ederler. Bu temel kaynakların normatif oluşunu tartışmaya bile açmazlar.[5] Tesettür konusunun uygulamasını ailesinin ve diğer Müslüman ailelerin üzerinde gösteren Peygamber Efendimiz ile ilgili Hz. Ayşe’nin naklettiği şu rivayet oldukça önemli ve konumuzu aydınlatıcıdır. “Hz. Ayşe’nin kız kardeşi Hz. Esma, üzerinde ince bir elbiseyle Peygamber’in (sav) huzuruna girmiştir. Resulullah, onu böyle bir elbise ile görünce hemen yüzünü çevirmiş ve şöyle buyurmuştur: Ey Esma! Bir kız ergenlik çağına geldikten sonra el ve yüzünün dışındaki yerlerini göstermesi doğru değildir.”[6] Bu rivayet bizlere şeffaf ve dekolte elbise giyinmenin dinen doğru olmadığını öğretmektedir. Müslüman hanımlar giydikleri gömlek, entari, buluz, elbise, eşarp ve çoraplara dikkat etmelidirler. Bu giysiler içeriyi göstermemelidir. Tenin rengini belli etmemelidir. Üzülerek belirtelim ki sünnetteki bu uygulamalara ve Kur’an’daki cilbab ayetine rağmen Müslüman hanımlar ince giysiler giyinmeme hususunda gereken hassasiyeti göstermemektedirler. Eşarp veya tülbentler saçı tamamen gösterdiği gibi çorapların da inceleri giyilmektedir. Unutmayalım ki teni gösteren hiçbir çorapla kılınan namaz setr-i avret şartı gerçekleşmediği için caiz değildir. Böyle bir namaz ahirette insanın yüzüne çarpılır. Eğer hanımlar çorapla namaz kılıyorlarsa vücutlarının rengini en ufak şekilde belli etmeyecektir. Bu söylediğimiz etek altı çoraplarla ilgilidir. Daracık, düşük bel pantolon ve streçler ile namaz kılınmaz. Namaz gibi bir ibadet ifa edilirken gereken ciddiyet ve hassasiyet gösterilmeyecek olursa onun manevi yararlarından istifade edilmez. Böyle bir namaz sahibini ahlaken terakki ettirmez. Hz. Peygamber, Hz. Esma’yı nasıl uyardı ise kardeşi Abdurrahman’ın kızını ince bir başörtüsü ile gören Hz. Ayşe’de yeğenini uyarmıştır. Yeğeninin başörtüsünü katlamak suretiyle kalınlaştırmış ve böyle örtünmesini tavsiye etmiştir.[7]
Müslüman hanımların çoğu mahremiyet konusunu iyi öğrenmemiştir. Kadın sadece kocasına avret değildir. Babasının, dedesinin, kayın babasının, kardeşinin, amcasının, dayısının ve yeğenlerinin yanında bile uyması gereken giyim kuralları vardır. Bunların yanlarında “İstediğim gibi gezer ve otururum.” diyemez ve dememelidir. el- Bahr / Okyanus diye adlandırılan Abdullah b. Abbas, Müslüman bir hanım halhalını, gerdanını ve saçlarını ancak kocasına gösterebilir demek suretiyle görüşünü ortaya koymuştur.[8] Göğüslerini, bacaklarını, karnını ve sırtını serbestçe açmamalıdır. Yanlarında rahmet melekleri olduğunu ve eğer edepli olmazlarsa bu meleklerin kendilerinden uzaklaşacağını bilmelidirler.[9] Ayrıca baba, kayınbaba ve kardeşlerini de bakma konusunda zora sokmamalıdırlar.
Müslüman hanımların dışarıda ince ve şeffaf elbise giyinmeleri nasıl yasaklanmış ise dar giysiler giyinmeleri de aynı şekilde yasaklanmıştır. Konumuzla ilgili sünnetten şu rivayeti paylaşabiliriz: “Hz. Peygamber (sav), kendisine Dıhye el-Kelbi’nin hediye ettiği keten kumaştan dokunmuş bir elbiseyi Üsame b. Zeyd’e giydirmiştir. Ertesi gün Üsame’nin üzerinde elbiseyi göremeyen Resulullah, kendisine giydirdiği elbiseyi ne yaptığını sorunca o da; ‘Eşime giydirdim.’ cevabını vermiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz; ‘Eşine söyle altına başka bir şey giysin. Altında bir şey olmadan giyildiğinde o elbisenin kemiklerinin şeklini bile göstereceğinden korkuyorum.’”[10] Başka bir rivayette ise vermiş olduğu bu kumaştan aile fertlerine başörtüsü yapmasını söylemiştir.[11] Bizim kaynaklarıyla paylaştığımız bu rivayetler Müslüman hanımları bağlar. Eğer bir hanım, Hz. Peygamber’in hadislerini ve sünnetini bağlayıcı kabul etmiyorsa ona söylenecek bir şey kalmamıştır. Nefsinin, tutkusunun, modanın, şeytanın, şeytanlaşmış çevre ve kişilerin, kozmetik ürünlerinin ve baskının kulu olmuş kimseler din tercihlerini zaten yapmışlardır. Sadece Müslüman ana-babalara bir defa daha şu ayeti iyi düşünmelerini öneriyoruz: “Ey iman edenler! Hem kendinizi hem de ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun! (Unutmayın ki, cehennem ateşini tutuşturan, işlediği kötülükler yüzünden bizzat insanın kendisidir ve tüm kötülüklerin temeli ve asıl kaynağı, ilâhî irâdeye başkaldırarak sahte ilâhların boyunduruğu altına girmektir ki bunun en belirgin simgesi, önünde saygıyla boyun eğilen taştan putlar ve heykellerdir. O hâlde, dünyada yapılan zulüm ve haksızlıkların, bir gün cehennemde ateş olup zâlimin karşısına çıkacağını unutmayın! İşte zâlimleri bekleyen bu ateşin) başında, Allah’ın emirlerine asla karşı gelmeyen ve kendilerine verilen her emri itirazsız ve eksiksiz yerine getiren son derece acımasız, sert ve güçlü meleklerden zebaniler vardır.”[12] Ayeti düşünme tavsiyesinden kastımız; ana-babalar çocuklarının giydiği elbiselerle ilgilensinler. Dar, şeffaf, bedeni teşhir eden ve kişiliği zedeleyen giysiler hususunda çocuklarını uyarsınlar. Açıklığın psikolojik ve toplumsal zararlarını anlatsınlar. Şimdilerde moda olup toplumu sarmaladığı için söylemekte yarar görüyoruz: Renkli de olsa elbise niyetiyle vücuda yapışık çoraplar giymek ve onunla dışarı çıkmak haramdır. Bunlar örtü ve giysi değildirler. Vücuda yapışan kıllar mesabesindedirler. Esefle ifade edelim ki Müslümanların (!) kızları batı tipi giyinme tarzıyla batılıları çok geride bıraktılar. Örtünmeye ve İslâm’ın diğer uygulamalarına “Emevi âdeti” diyen ve Allah’ın emirlerini ciddiye almayan bir anlayışla zihinsel beslenmesini yapan bir nesilden daha iyisi de beklenmez. Hakkı söylemeyen ve dini dünya emperyalizminin yolunu açmak için kullanan; İslâm’ı bir bütünlük içerisinde anlatmayan, Hz. Peygamber’in sünnetinin bağlayıcı olmayıp zamanının örfünün yansıması olarak addeden ve bilgilerini firavunların düzenlerini tahkim için kullananlara hatırlatıyoruz: Allah var, ölüm ve ahirette vardır. Unutmayalım ki dar elbise giymemek kadın ve erkeklerin hepsini bağlayan bir hükümdür. Hanımlar daha çok istismara uğradıkları için meseleyi onlar üzerinden ele aldık. İlahi emirler ve nebevi uyarılar kadın – erkek herkesi bağlar. Müslüman olduğunu söyleyenler uymak zorundadırlar.
Daha önce de belirttiğimiz üzere tesettür, iman ve ahlakın hayata yansımasıyla bir bütünlük oluşturur. Örtünmesine rağmen ahlakında değişiklik olmayanlar örtünmenin gerçek anlamını kavrayamamışlardır. Zira örtünme emrine uymak, iman edilen bir dünya görüşünü / İslâm’ın tesettür ayetlerini ameli hâle getirmektir. İman edilen kuralların hayata spesifik yansımasını örtünme emrine imtisalde gösteren Müslüman hanımların inanç yönünden kâmil olmaları şarttır. İman konusunda kemal olmaz ve inançta sınırlama olacak olursa, salih amel olan örtünmenin de Allah katında bir değeri olmaz. Zaten örtü bütüncül bir imanla buluşarak İslâm’ı gelecek nesillere taşımada bir köprü görevi ifa ediyorsa bir anlamı vardır. İdeolojik tercihlerde bulunup İslâm’ın hayatın bütün alanlarında insanlığın tek kurtuluş çaresi olduğuna inanmayanların örtünmelerinin de anlamı yoktur. Veya örtüleri onları İslâm’ın bütünlüğüne iman etmeye acilen taşımalıdır. Vücudu hain bakışlara karşı setreden tesettür, gönlü ve kalbi de her türlü İslâm dışı dünya görüşlerine karşı setretmelidir.
Modanın ve çok uluslu şirketlerin güdümüne girerek tesettürü sermaye elde etmeye dönüştüren kapitalist zihniyet, oluşturduğu yeni tiplemelerle “örtülü çıplaklar” güruhu türetti. Sözde örtünmüşler ama tercih edilen renkler, ayakkabıların topukları, elbiselerin dar ve derin yırtmaçları, buluz ve gömleklerin şeffaflığı, eşarpların firma yarışları, kullanılan parfümlerin cazibesi, örtüyü şıklaştırmak için sigaranın aksesuar edinilmesi, ağır makyaj ve konuşmalarda her türlü dişiliğin sergilenmesi onların Peygamber’in dilinden uyarılmalarına neden olmuştur. Hz. Peygamber (sav), niteliklerini saydığımız bu kadınlarla ilgili şöyle buyurmuştur: “Giyindiği hâlde çıplak gibi dikkat çeken ve kırıtarak yürüyüp dişiliklerini sergileyen kadınlar beş yüz yıllık mesafeden bile kokusu duyulan cennetin kokusunu bile duyamayacaklar; katiyen cennete giremeyeceklerdir.”[13] Bir başka hadiste de Peygamber Efendimiz; “Dünyada nice giyinmişler vardır ki kıyamet gününde çıplak olacaklardır…”[14] Yani çıplak kimselerin gördüğü muameleyi göreceklerdir. Uydurma örtünmeler onlara manevi bir yarar sağlamayacaktır.
Toplumumuzda yukarda saymış olduğumuz türden örtünen (!) kadınların sayısı bir hayli artmıştır. Bu hanımlara vahiy eksenli eleştiri getirdiğiniz zaman; “Müslümanlar pis mi olsun? Şık giyinmek onların da hakkıdır. Din düşmanlarına karşı kendimize güvenimizi göstermek için en iyisini giyinmek zorundayız.” türünden karşılıklar alabiliyorsunuz. Bütün bu sıradan ve samimiyetsiz cevaplar psikolojik açıdan kişinin kendini rahatlatmak için sarıldığı savunma mekanizmalarıdır. Kendilerine sözde güveni sergilerken Allah’ın emirlerinden fersahlarca uzaklaşıyorlar fakat haberleri olmuyor. Eğer Müslüman hanımlar bu tip bahanelerle böyle bir örtüde karar kılıp dünya görüşlerini feda ederek daha liberal ve tüketim endeksli bir hayatı tercih etselerdi; çok uluslu şirketlerin giyim ve kozmetik dâhil tüm ürünlerini üzerlerinde sergileselerdi geçmişte de başörtüsü yasağı olmazdı. Çünkü bu yasağın altında yatan esas sebep, başörtüsü takan Müslüman hanımların iman ettiği dünya görüşüdür. Tesettürlerindeki kararlılık ve ciddiyettir. Bu dünya görüşünün, dünya sisteminin temsil ettiği dünya ticaret merkezli liberal emperyalist siyasete savaş açmasıdır. Onun tek alternatifi olması ve onu alt edecek fikir ve insan potansiyelini içinde taşımasıdır. Örtüsünü, giyinmiş / örtünmüş çıplaklıktan yana değiştiren her Müslüman Hanım kıyam yerini değiştirdiğini ve saf düzenini bozduğunu bilmelidir. Eğer onlar kıyafetleriyle Müslümanlığın köprüsü olduklarının farkındalarsa, tesettür konusunda örnek alınacak tek modelin örtünme ayetlerini tefsir eden Allah Resulü’nün hanımları ve kızları olduğunu bilmeleri gerekmez mi? Resulullah Efendimizin aile fertlerinin nasıl giyindiği ise hadis külliyatında kayıtlıdır. Yazdıklarımız da oralardan nakildir.
[1] Ahzab 33 / 59.
[2] http: / / www.almaany.com / ar / dict / ar-ar / %D8%AC%D9%84%D8%A8%D8%A8
[3] Erzurum, Sivas yöresine mahsus tesettürü sağlayan, tepeden tırnağa vücudu örten ve elbisenin üzerine alınan tek parça örtü.
[4] Nur 24 / 60.
[5] Bk. Ahzab 33 / 36.
[6] Ebu Davud, 26, Libas, 34, H. no: 4104, IV / 358.
[7] Malik, 48, Libas, 4, II / 913.
[8] Taberi, Camiu’l–beyan, IX / 307.
[9] İbni İshak, Siyre, tah. Muhammed Hamidullah, s. 114.
[10] Ahmed, Müsned, tah. Muhammed Derviş, H. no: 21845, VIII / 184.
[11] Beyhaki, Salat, 23, H. no: 6110, III / 389.
[12] Tahrim 66 / 6.
[13] Malik, 48, Libas, 4, II / 913.
[14] Malik, 48, Libas, 4, II / 913.
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
