menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DİNDE TEFRİKAYA DÜŞENLER HAKKINDAKİ KELİME (HÜKÜM)

8 0
22.07.2026

DİNDE TEFRİKAYA DÜŞENLER HAKKINDAKİ KELİME (HÜKÜM)

Öldükten sonra Allah’a kavuşacaklarına inanmayan inkârcılar Rasulüllah’a (sav) “ya bu kur’an’ı değiştir ya da başka bir Kur’an getir” dediler. Halbuki hiçbir elçi kendisine indirilen kitabı değiştiremez. Onlar ancak o kitaba uymakla mükelleftirler.

Allah (cc) Rasûlüllah’a bu iddiada olanlara şöyle demesini emrediyor: “Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım, Allah da onu size bildirmezdi…” (Yûnus 10/15-16)

Allah’a karşı –nasıl olursa olsun- yalan uyduranlar, ya da O’nun âyetlerini inkâr edenler zalimdir. (Yûnus 10/17)

Ama ne yazık ki insanlardan bazıları kendilerini ve evreni yaratan Allah’ı bırakıp ne fayda ne de zarar verme gücü olmayan uydurma tanrılara kulluk yaparlar. Hatta o taptıkları nesneleri kendileri hakkında şefâatçı (yardımcı, kurtarıcı) zannederler.

Rabbimiz Elçisine; “onlara şöyle de” diyor: “Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.” (Yûnus 10/18)

Allah (cc) kendi katında şefâatları kendilerine fayda verir zannederek O’nunla beraber başkasına ibâdet eden müşrikleri kınıyor. Onların taptıkları tanrıların asla bir fayda ve zarar veremeyeceklerini, kendisinin onların ortak koştuklarından münezzeh olduğunu beyan ediyor. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 4/463)

Allah (st) arkasından da insanların en eski hatalarından birini; aralarında şirk yok iken sonradan ortaya çıkartıldığını ve bu hatalar konusundaki ilâhi hükmü haber veriyor:

“İnsanlar sadece (aynı dine inanan) tek ümmetti, sonradan ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir kelime (bir söz/bir takdir) geçmemiş olsaydı, ayrılığa (tefrikaya) düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilirdi.” (Yûnus 10/19)

İnsanlar, önceleri aynı dine mensup ve fıtrat üzere tek bir topluluk ve muvahhid/hanif idiler. Fakat zamanla din konusunda anlaşmazlığa düştüler, yani farklı farklı dinler uydurdular. Böylece yolları ayrıldı. Kimisi iman etti, kimisi hak davete karşı inatçı oldu. Eğer; “Bir topluluk tayin edilmiş eceli (süresi) gelmeden helâk edilmez” şeklindeki ilâhi irade olmasaydı, Allah (cc) onların hakkında hükmünü o vakit verir, hak yolda olanları selâmete ulaştırır, bâtıl yolda olanları ise helâk ederdi.

Âdem’den (as) sonra belki nice nesiller müslüman idiler. Sonra din konusunda ihtilafa düştüler, yani bazıları hak yoldan ayrıldılar, putçuluğu ve onlara tapınma şekilleri icat ettiler.

Allah (cc) her devirde âyetlerle, açık beyyinelerle (kanıtlarla) elçiler gönderdi ki; “helâk olmayı hak eden de açık delilleri gördükten sonra kabul etmezse helâk olsun, yaşayanlar da açıkça delili gördükten sonra yaşasın.” (Enfâl 8/42)  (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 6/543)

“Eğer Rabbinden bir kelime geçmese idi” hükmü hak ettikleri  azabın kıyâmet gününe kadar ertelenmesidir. Çünkü kıyâmet (âhiret) günü ayrım ve ceza (karşılık) verme günüdür. (Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, 1/431)

Allah’ın bu ezeli hükmü olmasaydı, böylelelerinin  hakkında ilâhi karar dünya hayatında verilirdi. Fakat her şeyi bilen Allah, insanların amelleri hakkında hüküm vermek üzere belli ecel (vade)........

© Mir'at Haber