ALLAH’IN KELİMESİ, KELİMELERİ
ALLAH’IN KELİMESİ, KELİMELERİ
“Allah’ın kelimesi, kelimeleri” Kur’an’da bir kaç farklı forumda ve ilgili bağlamda anlamı tamamlayıcı ya da mesajı ifade edici şekilde geçiyor.
“Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesîh, ancak Allah’ın rasûlüdür, (o) Allah’ın, Meryem’e ulaştırdığı «kün: Ol» kelimesi(nin eseri)dir, O’ndan bir ruhtur…” (Nisâ 4/171)
“İsa Allah’ın oğludur” sözü bâtıldır ve haddi aşmaktır. Zira Allah çocuk edinmemiştir. İsa (as) bir peygamberdir ve Meryem’e bildirdiği bir müjde sözüdür, bir rûhtur. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 4/373)
“Kur’an’ın beyanına göre Îsâ (as) “Allah’ın kelimesi”dir. Kelâm ve ilâhî kelime (söz, logos) de irade ve kudret gibi Allah’ın sıfatıdır. Olağanüstü bir şeye şâhit olduğumuzda “Allah’ın kudreti” deriz. Burada kudret mecâzen “Allah’ın kudretinin eseri” demektir.
Aslında yalnızca Îsâ değil, bütün varlık ve oluşlar Allah’ın kelimesidir, O’nun “kün” (ol) emriyle olmuşlardır. (Yâsîn 36/82)
Ancak diğer insanların yaratılmasında, Allah’ın iradesi ve âdeti gereği başka sebepler veya yasalar devreye girdiği hâlde Hz. Îsâ’nın yaratılmasında bunlar söz konusu olmamıştır. Meryem (as) onu baba faktörü olmaksızın doğurmuştur. (Âl-i İmrân 3/47. Meryem 19/21)
Îsâ Mesîh Allah’tan bir rûh olduğu gibi bütün insanların özünde de aynı rûh vardır. Çünkü Allah ilk insan şekillenince aynı rûhtan ona da üflemiş, “bir ilâhî emir olan ama mahiyeti bilinmeyen rûh”tan bir parça yerleştirmiş, insanı onunla tamamlamıştır. (Hicr 15/29)
Îsâ (as) için “O’ndan bir rûhtur” ifadesinin kullanılması ya onun bu rûhtan nasibinin daha fazla olduğundandır, ya da bu rûhun ona üflenmesinin diğer insanlardan farklı olması sebebiyledir. (Allahu a’lem) (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 2/146-147)
– Allah’ın Kelâmını İşitip İman Etmemek
Bekara Sûresinde bir kaç âyet İsrail (Yakub) oğullarının bir sığır boğazlama görevi ile ilgilidir. Allah (cc) onlara Musa (as) aracılığıyla bir sığır boğazlamaları emretmişti. Ancak onlar aralarında Allah’ın elçisi olmasına rağmen bu emri yerine getirme işini yokuşa sürmüşlerdi. Sonunda bunu yapmak zorunda kalmışlardı.
Allah (cc) bu sığır boğazlama işiyle bir fâil-i meçhul cinayetin ortaya çıkartılmasını murat etmişti. (Bkz: Bakara 2/67-73)
Arkasından Rabbimiz şöyle buyurdu:
“Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.” (Bakara 2/74)
Bir sonraki âyette de şöyle deniyor:
“Şimdi, onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz?
Oysa ki, onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını (kelâmallah’ı) işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.” (Bakara 2/75)
Ayet mü’minlere hitaben, yahudilerin (İsrailoğullarının) onlara ve Muhammed’e (sav) vahyedilenlere inanmayacaklarını haber veriyor.
Oysa onlardan bir grup kendilerine verilen Allah’ın kelâmını okudular, okuyorlar. Ama ne yazık ki sonra da onu bozuyorlardı, bozuyorlar. Belki de onun ne demek istediğini anladıkları hâlde mânâsını değiştiriyorlardı, değiştiriyorlar, yani tahrif ediyorlar.
Bunu yaparken de belki haklı olmadıklarını ve yalancı olduklarını biliyorlardı, biliyorlar.
Bu âyeti şöyle anlamak da mümkün: Mü’minler, tarihteki İsrailoğullarının Rasûlüllah döneminde devamı olanların, ona vahyedilen nûra, hidâyete, yani Kur’an’a, İslâm’a iman etmelerini ummaları isabetli değildir. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 1/409)
– “Kelâmım” İfadesi Allah’ın Sözlerini İfade Eder
Kur’an iki âyette Rabbimiz “benim kelâmım” tabirini kullanıyor:
“(Allah) Ey Musa! dedi, ben risaletlerimle (verdiğim görevlerle) ve sözlerim ile (bi-kelâmî) seni insanların başına seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.” (A’râf 7/144)
Allah (cc) mesajlarını iletmek ve kelâmına (sözüne) muhatap kılmak için insanlar arasında Musa’yı (as) elçi olarak seçti.
Mûsâ’nın (as) Allah’ı görme isteğinin kabul edilmemesi karşısında, teselli olmak üzere, Allah iki büyük nimetini ikram etmek üzere onu seçtiğini, böylece kendisini diğer insanlardan üstün ve seçkin kıldığını hatırlattı. Arkasından da bu nimetlerin değerini bilip şükretmesini istedi.
Bu nimetlerden biri Mûsâ’ya tebliğler (risâlât-elçilik görevleri), yani vahiyler gelmesi, diğeri de Allah’ın onunla vasıtasız olarak konuşmasıdır (kelâm etmesidir). (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 2/461)
“Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz (kelimetünâ) geçmişti:
“Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
“Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.” (Sâffât 37/171-173)
Geçmişte Allah’ın elçilerine O’nun tarafından verilen söz sünnetullah yani bu konudaki ilâhî yasalar mıdır? Rabbimiz daha iyi bilir.
Bir görüşe göre buradaki “söz-kelime”den kasıt Allah’ın: “Allah: Andolsun ki Ben ve peygamberlerim mutlaka galib geleceğim, diye yazmıştır” (Mücâdele 58/21) buyruğudur. Onlara gerek delil ile, gerek galip gelmek sûretiyle yardım vaadi verilmiştir. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/3021)
“Ordumuz”dan maksat, Rasûlüllah zamanında ve daha sonradan Allah yolunda mücadele ve gayret eden, bil-fiil savaşan mü’minler olabilir (mi?)
Kur’an, hakkın bâtılı yendiğini, bâtılın yenilgiye mahkûm olduğunu haber veriyor. (Bkz: İsrâ 17/81)
Rasûller/nebiler hayatın her alanında hakkın temsicileri , hak yolunun (hidâyetin) davetçileridir. Gerçek başarı, en nihâi zafer de onların ve onların temsil ettiği Tevhid inancına dayalı Dinin oldu, olacaktır.
Âyette “Allah’ın ordusu galip gelecektir” deniyor. Yani elçiler ve onların yolunu izleyenler; bâtıl ve dalâletin, zulüm ve azgınlığın temsilcileri olan inkârcılara, putperestlere, hak ve adalet yolundan sapmışlara karşı galip geldiler, geleceklerdir.
Hayatın ârızî şartları veya müslümanların kendi hataları sebebiyle, ya da bir imtihan olarak zaman zaman aksi görülse de Allah’ın vaadi, dolayısıyla genel yasası budur.
Allah (cc), geçmişte elçilere bunu müjdeledi. Ama bu müjde her dönem için geçerlidir. Çünkü “hayır dâimî, şer ârizîdir ve dâimî olan ârizî olandan daha güçlüdür.”
Görüldüğü gibi bu âyetlerde Kur’an’ın başka yerlerinde de tekrar edildiği gibi; iman edip sâlih amel işleyenlere, kuvvetli (yakîn) iman, kararlılık (sebat), direniş (sabır), iyimserlik (Allah’tan ümit etme) telkin edilmektedir. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 4/491)
– Meryem (as) Rabbin Kelimelerini Tasdîk Etti
Meryem’in tasdîk ettiği kelimeler ne idi acaba? Allah (cc) şöyle buyurdu:
“İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini (kelimâti rabbihâ) ve kitaplarını (kütübihi) tasdîk etti. O gönülden itaat edenlerdendi (saygı ile boyun eğenlerdendi).” (Tahrîm 66/12. Ayrıca bkz: Âli İmran 3/42)
“Rabbinin kelimesi”nden maksat İsa’dır (as). Zira o Allah’ın nebisidir. “Onun kitabı”ndan maksat da İncil’dir. (Mukâtil b. Süleyman, Tefsir 3/380)
Taberî de aynı görüşte. Zira İsa (as) Allah’ın kelimesidir, yani onu “kün-ol” emriyle yaratmasıdır. (Taberî, İbni Cerir. Câmu’l-Beyân, 12/163)
Bazılarına göre “Rabbinin kelimesi”; Allah’ın melekler ve başkalarıyla konuştuğu kelimeleridir ve İsa’dır. Kitaptan maksat da İncil’dir. (Zemahşerî, el-Keşşâf, 4/560)
Bazılarına göre ise “Rabbinin kelimesi”; Allah’ın kendi kelimeleriyle peygamberlere indirdiği ve kullarına şeriat yaptığı şeydir. Onun kitabından maksat da bütün nebilere (ve tabi İsa’ya da) indirdiği kitaplarıdır. (el-Hâzin, Lübâbü’t-Te’vil, 4/317)
Firavunun karısı ve Meryem (as) tertemiz, iffetli, Allah’ın kitaplarını tasdîk eden ve gönülden Allah’a itaat eden kadınların sembolüdürler. Kur’an onları hem Tahrim Sûresinin baş tarafında söz konusu edilen Peygamber eşlerine ve her devirde, her kuşaktan bütün Müslüman hanımlara örnek gösteriyor.
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
