menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

RAMAZAN: İSTİKÂMETİN İNŞASI

8 0
08.03.2026

RAMAZAN: İSTİKÂMETİN İNŞASI

Ramazan, sadece aç ve susuz kalınan bir ay değil; mü’minin iç dünyasını yeniden inşâ ettiği, takvâ ve istikâmetin kazanıldığı ilâhî bir terbiye mektebidir. Oruç; midede başlayan fakat kalb-i selîme doğru kemale eren bir tezkiye yolculuğu ve tehzîb-i nefs, yani nefsin arındırılması, dizginlenmesi ve İslâm ahlâkıyla terbiye edilmesidir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“Ey iman edenler! Önceki ümmetlere farz kılındığı gibi sizlere de oruç farz kılındı. Umulur ki takvaya ulaşırsınız.” (el-Bakara 183)

Gün boyu helâl olan nimetten bile uzak durmak, insana şu hakikati öğretir:

“Her istediğin sana mubah değildir.”

İşte bu, Kur’ân’ın “takvâ” diye isimlendirdiği şuurdur. Yani kulun hayatını, Allah’ın kendisini gördüğü (ihsan) bilinciyle yaşaması ve sırât-ı müstakîm üzere yürümeye başlamasıdır.

Çünkü takvâ; nefsin hevâsına göre eğilip bükülmeyen, dünyevî menfaatlere göre yön değiştirmeyen ve zamanın fitne dalgalarında savrulmayan istikamet hâlidir. Bu hâl, kulun kalbinde haşyetullah, amellerinde ihlâs, hayatında Allah’ın rızası odaklı bir yaşam anlayışı olarak tezahür eder. Ramazan ise mümine bu istikameti kazandırmak için gelir.

İstikâmet sahibi mü’min; yalnızken de kalabalıkta da aynı kişidir. Oruçlu mümin; kimsenin görmediği bir yerde yememeyi ve  içmemeyi tercih ediyorsa, bu yalnızca açlık sabrı değildir. Bu, Allah’ın her an her şeyi gördüğüne iman etmiş bir karakter inşasıdır; işte bu ihsân makâmıdır.

Peygamber Efendimiz’in tarif ettiği gibi:

“İhsân, Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen O’nu görmesen de O’nun seni gördüğünü bilmendir.”

İşte takvâ tam burada başlar.

Kişi, insanların görmediği yerde de doğruluktan ayrılmıyorsa istikâmet üzere yürümeye başlamış demektir.

Ramazan bu yönüyle halvetin terbiyesidir.

Ramazan’ın getirdiği disiplin, mümine vakit bilinci kazandırır.

Sahura kalkmak, vakit kollamak, iftarı ezanla açmak; insana vakit nimetinin emanet olduğunu öğretir.

Kur’ân’ın ifadesiyle:

“Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (en-Nisâ 103)

Bu sebeple takvâ sahibi mümin hevâsına göre değil, vahyin ölçüsüne göre yaşar. Oruç, nefsi susturup iradeyi konuşturmaktır.

Açlık ve susuzluk, iradeyi kuvvetlendirir.

İrâde güçlendikçe insanın şahsiyeti kemale erer.

Bugün günümüz insanının en büyük krizi istikametsizliktir.

Menfaat varsa yakın, yoksa uzak…

İşine gelince var, işine gelmeyince yok…

Ramazan ise mümine ihlâsı öğretir.

Çünkü oruç, dünyevî bir menfaat için tutulmaz.

Oruç alkış için tutulmaz.

İnsanların takdiri için tutulmaz.

Bu hakikati en veciz biçimde ifade eden ilâhî beyan ise şu kudsî hadiste dile getirilir:

الصِّيَامُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ

“Oruç benim içindir; onun mükâfatını bizzat ben vereceğim.” (Hadîs-i Kudsî — Buhârî, Tevhîd, 35)

Ramazan aynı zamanda infak ve kardeşlik ahlâkını öğretir.

İftar sofraları sadece yemek masasından ibaret değildir; ümmet bilincinin dirildiği meclislerdir.

Zekât ve fitre; malın gerçek sahibinin Allah Teâlâ olduğunu, kulun elindekinin ise birer emanet olduğunu hatırlatır.

Kur’ân şöyle buyurur:

وَفٖٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ

“Onların mallarında isteyen ve mahrum olanlar için bir hak vardır.” (ez-Zâriyât 19)

Takvâ sahibi mümin malını emanet olarak görür.

Ramazan bu emaneti hatırlatır. Açlıkla mahrumu anlamayı, toklukla şükretmeyi öğretir. Böylece istikâmet sosyal boyut kazanır: Sadece nefsini değil, kardeşini de düşünebilmeyi öğretir.

Böylece takvâ sadece bireysel değil, toplumsal bir ahlâka dönüşür.

Ramazan aynı zamanda dilin tezkiyesidir.

Oruç sadece yemekten içmekten değil;

yalan, gıybet, iftira ve kırıcı sözden uzak durmaktır.

Peygamber Efendimiz buyurur:

الصيامُ جُنَّةٌ، فإذا كان أحدُكم صائمًا فلا يَرفُثْ ولا يَجهلْ، فإنِ امْرُؤٌ شاتَمَه أو قاتَلَهُ فَليَقُلْ إنِّي صائمٌ

“Oruç kalkandır; biriniz oruçlu olduğunda kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Eğer biri ona sövse veya dövmek istese, ‘Ben oruçluyum’ desin.” (Buhârî)

Bu hadiste geçen “kalkan” ifadesi dikkate şâyandır: Tıpkı zırhın bedeni koruması gibi, oruç da insanı kendi nefsine ve zaaflarına karşı korur. Takvâ da böyledir; kişiyi kendi nefsinin tutsağı olmaktan kurtarır.

öfkelendiğinde sükût edebilen,

haklıyken haddi aşmayan,

güçlü iken zulmetmeyen kimsedir.

Bir ay boyunca harama yaklaşmamak için gösterilen hassasiyet, aslında bütün yılın kulluk istikametini inşa eden bir eğitimdir.

Ramazan; iradeyi güçlendiren, sabrı olgunlaştıran, nefsi tezkiye eden, kalbi tasfiye eden ilâhî bir medresedir. Bu hasletler birleştiğinde istikâmet sahibi, dengeli bir şahsiyet ortaya çıkar. İradesi zayıf olanın istikâmeti olmaz; sabrı olmayanın ise sebatı olmaz.

Ramazan, Müslümanın iç dünyasında bir anayasa değişikliğidir. Hevâ (nefsin keyfî arzuları) tarafından yönetilen bir hayattan vahyin rehberliğine geçiştir. Oruçla arınan beden, sabırla olgunlaşan ruh ve infakla genişleyen kalp; hepsi istikâmet üzere bir hayatın yapı taşlarıdır.

Eğer Ramazan insana bunları kazandırmışsa…

İşte o zaman Ramazan maksadına ulaşmıştır.

رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ

“Rabbimiz! Nurumuzu tamamla; bizi bağışla! Şüphesiz ki sen her şeye gücü yetensin.” (et-Tahrîm 8)

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube


© Mir'at Haber