BU TOPRAKLARIN ADINI KOYMAK
BU TOPRAKLARIN ADINI KOYMAK
İslam fıkhında bir mekânın yahut siyasî yapının kimliği meselesi, zannedildiği gibi tali ve teorik (nazarî) bir tartışma değildir. Bilakis bu mesele, doğrudan doğruya mükellefiyet alanını tayin eden; Müslümanın duruşunu, mesuliyetini ve hatta bazı durumlarda hicret, velayet ve beraat gibi temel kavramlarla olan ilişkisini belirleyen merkezi bir konudur.
Zira fıkıh, sadece ferdî ibadetleri düzenleyen bir ilmî disiplin değil; hayatın bütün alanlarını kuşatan ilahî hitabın, zaman ve mekân şartları içerisinde nasıl yaşanacağını tayin eden bir usûldür. Bu itibarla, bir Müslümanın içinde yaşadığı siyasî yapının mahiyetini doğru teşhis etmesi; yükümlü olduğu teklifleri (sorumlulukları) doğru bir şekilde idrak edebilmesi için zaruridir.
1. Bir Yurdun Kimliği: Hamasetle Değil, Fıkıhla Tayin Edilir
İslâm fıkhında “dâr” (vatan, yurt) tasnifi yapılırken mesele, hiçbir zaman sloganik yaklaşımlarla ele alınmamıştır. Fukaha, meseleyi belirli esaslar çerçevesinde, son derece hassas ve usûlî bir dikkatle değerlendirmiştir. Bu çerçevede üç temel esas öne çıkar:
a) Hukukun Menşei (Aslü’l-Hukuk)
Bir yapının hukukî kimliğini belirleyen en temel unsur; o yapıda hükmü koyan, kanunları belirleyen ve yasayı ihdas eden iradenin kaynağıdır. Kur’an ve Sünnet’in teşrîde (hüküm koymada, kanun çıkarmada) asli referans olup olmadığı meselesi, burada belirleyici bir rol oynar. Şayet teşrî (hüküm koyma, yasa çıkarma) yetkisi ilahî referanslardan (vahiyden) koparılmış ve beşerî ideolojilere tevdi edilmişse, orası artık “İslâm’ın hüküm sürdüğü yer” olarak nitelendirilemez.
“Yoksa onlar cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Yakînen inanmış bir toplum için, Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?” (Mâide Suresi, 50)
b) Velayetin Tecellisi
Velayet-i âmmenin (müminlerin işlerini çekip çevirme konusundaki genel yetki ve otoritenin) kimde olduğu ve neye göre kullanıldığı meselesi, doğrudan akide ile irtibatlıdır. İslam siyasetinde velayet, sadece idarî bir mekanizma değil; aynı zamanda tevhid akidesinin toplumsal tezahürüdür. Bu itibarla, velayetin İslam dışı referanslara dayanması sadece siyasî değil, aynı zamanda itikadî bir meseledir.
“Allah, müminlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise Tağut’tur…” (Bakara Suresi, 257)
c) Zaruriyyât-ı Hamse ve Makâsıdü’ş-Şerîa
İslâm fıkhının ve usûl-i din ulemasının ittifakla beyan ettiği üzere, şer’î tekliflerin nihai........
