menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MÜSLÜMAN ZİHNİN DAĞINIKLIĞI

9 0
17.05.2026

MÜSLÜMAN ZİHNİN DAĞINIKLIĞI

Bugünün Müslüman dünyasında en büyük krizlerden biri bilginin yokluğu değil, bilginin istikametsizliğidir. Kitaplar çoğalmış, konuşmalar artmış, ilim meclisleri genişlemiş, dijital mecralarda dinî içerik fazlalaşmıştır; fakat bütün bu yoğunluğa rağmen Müslüman zihinde bir dağınıklık, kararsızlık ve istikametsizlik görülmektedir. Çünkü bilgi vardır ama hikmet eksiktir; ilim vardır ama hayatı dönüştüren basiret zayıflamıştır; hak bilinmektedir fakat hakka karışan bâtılı ayıracak ölçü, feraset ve ahlâk yeterince canlı değildir. Oysa Kur’an’ın inşa etmek istediği Müslüman şahsiyet, yalnızca çok şey bilen insan değil, bildiği hakikati yerli yerine koyan, hakkı bâtıldan ayıran, adaleti gözeten, tavizsiz fakat merhametli, net fakat kaba olmayan, kararlı fakat kör taassuba düşmeyen hikmet sahibi insandır.

Hikmet, sadece bilgi sahibi olmak değildir. Hikmet, bilgiyi doğru zamanda, doğru yerde, doğru ölçüyle ve Allah’ın muradına uygun şekilde kullanabilmektir. Bir insan çok ayet, hadis, fıkıh, tarih ve siyaset bilgisi bilebilir; fakat bu bilgiyi nefsine, grubuna, çıkarına, makamına veya ideolojik öfkesine hizmet ettiriyorsa onda hikmet yoktur. Hikmet, hakkı yalnızca teoride savunmak değil, hayatın içinde hakka uygun bir duruş ortaya koymaktır. Kur’an’da “Allah hikmeti dilediğine verir; kime hikmet verilmişse ona çok büyük hayır verilmiştir” buyrulması, hikmetin sıradan bir bilgi değil, ilmin ruhu ve istikameti olduğunu gösterir. Hikmet yoksa bilgi kibir doğurur, ilim ayrıştırır, siyaset kirletir, davet dili sertleşir, hakikat ise insanların elinde parçalanmış sloganlara dönüşür.

Bugün Müslümanların yaşadığı temel sorunlardan biri, hak ile bâtılı birbirine karıştırmalarıdır. Açık küfür ve açık bâtıl çoğu zaman kolay tanınır; fakat en tehlikeli olan, bâtılın hak elbisesiyle sunulmasıdır. Adalet adı altında zulmü meşrulaştırmak, özgürlük adı altında nefsin sınırsızlığını savunmak, maslahat adı altında ilkesizliği normalleştirmek, itaat adı altında zalimliği desteklemek, birlik adı altında hakikati susturmak, ilim adı altında teslimiyetçi bir edilgenlik üretmek, davet adı altında öfke ve nefret dili kurmak bunun örnekleridir. Müslüman zihnin dağılması tam da burada başlar: Kavramlar yerinden koparılır, hakikat parçalanır, ölçüler bulanıklaşır ve insan neye karşı çıkacağını, neyi savunacağını, nerede susup nerede konuşacağını bilemez hale gelir.

Oysa İslam’da hak nettir; fakat hakkı taşıyan insanın dili hikmetli olmalıdır. Netlik kabalık değildir, tavizsizlik merhametsizlik değildir, yumuşak dil hakikati sulandırmak değildir. Müslüman,........

© Mir'at Haber