menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İNSANIN UNUTMAKLA İMTİHANI

16 0
29.03.2026

 İNSANIN UNUTMAKLA İMTİHANI

İnsan kelimesinin kökeni Arapçadaki iki farklı köke dayandırılarak açıklanıyor: “ins” kökünde sosyal, dostluk kurabilen (ünsiyet) anlamı var; “nesy” kökünde ise unutan varlık anlamı bulunuyor. Her iki kelime kökü de insanın en önemli iki özelliğini hatırlatıyor: Dostluk kurulabilen biri olmak ve unutabilen bir yapıda olabilmek, insana has bir gerçeği ifade ediyor.

İnsan olmayı, insanca davranmayı sosyal ortamlarda öğreniyoruz. Duygularımız, düşüncelerimiz, dilimiz sosyalleştikçe gelişiyor. Yetiştiğimiz toplum, ya da kültür ortamı bizim genlerimizle getirdiğimiz özelliklerimizi şekillendiriyor, eğitiyor ve toplumun bir ferdi olmamızı sağlıyor. Varlığımızı insanlarla ilişki içinde olmaya borçluyuz; var oluşumuzu sürdürebilmemiz için de insanlara gerek duyuyoruz.

İnsanı tanımlayan bir diğer kelime “nisyan” ise unutma, unutkanlık, ihmal etme, bir şeyi hatırdan çıkarma, gaflet veya erteleme anlamlarına geliyor. İnsanın bilerek veya bilmeyerek bir şeyi terk etmesi ya da sahip olduğu bilgiyi ihtiyaç anında hatırlayamaması durumu olarak da tanımlanır. Böylesi durumlarda “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” sözünü sıkça kullanırız. İnsan hafızasının her şeyi hatırlayamamak gibi bir kusuru vardır, bu yüzden unutmak insanî bir özellik olarak doğal karşılanmalıdır.

Unutkanlıklarımız bizi zora soktuğunda “insan nisyan ile malulüdür” sözü geçerli bir mazeret olarak kabul edilebilir. Bazıları ise bu sözü “malûl değil, müsterihtir” (kusurlu değil, unutabildiği için rahattır) şeklinde değiştirerek unutmanın bir nimet olduğunu savunur. Hatırladıkça üzüldüğümüz anılarımız, kırgınlıklarımız, düşmanlıklarımız gibi içimizi kemiren her şeyi unutmak bir lütuftur. Unutmak isteyip de unutamadıklarımız zamanımızı ve enerjimizi çalan, bizi duraksatan engellerimizdir. Affedemediklerimiz, uğradığımız haksızlıklar, başarısızlıklarımız, suçlamalarımız ve suçlanmalarımız zihnimizi işgal ediyorsa, hep aynı döngünün içinde kalıp sıkışmışsak unutamadıklarımız bizi cezalandırıyor demektir. Zihnimizin hep aynı tuzağa takıldığının bilincine vardığımızda yaşadığımız döngüden kurtulmak için ilk adımı atmış olabiliriz.

Unutmak istediklerimizi unutamamak, bizlere nasıl sıkıntı veriyorsa unuttuklarımızın da bize daha büyük sıkıntılar verdiği durumlar vardır. Kişisel tarihimizi hatırlayamasak ne olur? Bir düşünün, geçmişimizi, bizi biz yapan değerlerimizi unutmuşuz, aitlik hissettiğimiz bağlarımız kopmuş, darmadağın olmuşuz. Toparlanıp hayata katılabilmek, yeni baştan tarih yazmak mümkün müdür? Mümkünse de her şeye sil baştan başlamak kolay değildir.

Unutmak yalnız bireyin değil, toplumların da kaderini etkileyen bir haldir. Kişisel hafıza nasıl kimliğimizi koruyorsa milletlerin hafızası da ortak varoluş zeminini belirler. Aynı şekilde bir millet olarak tarihimizi unuttuğumuzu, başarılarımızı değil de başarısızlıklarımızı hep........

© Mir'at Haber