menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İSA’NIN NÜZULÜ, MEHDİ’NİN ZUHURU

44 0
01.06.2026

İSA’NIN NÜZULÜ, MEHDİ’NİN ZUHURU

İslam dininin tarih içinde husule getirdiği büyük mirasın önemli tartışma konularından biri, Peygamber Efendimiz (s.a.)’in dinin tebliğini başarıyla tamamlayıp bu dünyadan irtihalinden sonra, yine rivayet yoluyla ona isnad edilen birtakım haberlere dayanılarak zamanın sonlarına (Ahiru’z-zaman) doğru hem Hz. İsa’nın yeryüzüne ineceği (Nüzul-u İsa) hem Mehdi isim-sıfatına sahip kurtarıcı bir zatın zuhur veya huruc edeceği (Zuhur-u Mehdi/Huruc-u Mehdi) yolundaki inançtır.

Bu iki olayın ne zaman vuku bulacağını matematiksel olarak tayin etme imkanına sahip değiliz; ancak gelecekte vuku bulacağı haber verilen iki olay, hakikatte aynı gaye ve davada birleşeceğinden aslında bir yönüyle tek bir meseleye işaret etmektedirler. Bu açıdan rivayetler arasında görülen farklılıklara, mesela İsa ve Mehdi’nin eş zamanlı olarak ortaya çıkacaklarına ilişkin iddialar göz önünde bulundurulduğunda adına “Nüzul” veya “Zuhur/Huruc” dense de hakikatte tek bir meseleyle karşı karşıya bulunuyoruz.

Bundan önceki yazıda neredeyse bütün din ve kültür havzalarında kadim zamanlardan beri insanların mutlu bir gelecek ve bu geleceği tesis edecek bir kurtarıcı beklentisi içinde olduğuna işaret etmiştik. Bu da meselenin genel beşeri bir beklentiyle ilgili olduğunu ima eder. Belli bir görevle gönderilen her bir peygamber (Nebi veya Resul) kendisinden sonra gelecek olan peygamberi müjdelemiş; şimdi kendisinin yaptığı davetin esası olan hususları ve hükümleri teyid edip tekrarlayacağını bildirmiştir. Bu genel bir kural ve Nebevi teamüldür; mesela Hz. İsa’nın Son Peygamber’i haber verip müjdelemesi gibi (61/Saf, 6). Bu, “kurtarıcı misyona (halaskâr)” dönmüştür. Her peygamberin öncelikle ezilenlerin seslerini dile getirmesi, onlara sahip çıkıp adaletin tesisi için mücadele etmesi, peygamberin bir kurtarıcı olarak algılanmasına yol açan önemli bir sebeptir.

Yine toplumların içine düştükleri ümitsizlik hali, maruz kaldıkları baskılar, yoksulluklar ve yoksunluklar onları bir kurtarıcı fikrine ve beklentisine sürüklemiş, gelecek bir kurtarıcının onları içinden çıkarıp kurtaracağı duygusu onlara yaşama ümidi ve gücü vermiştir.

Nisa, 75. ayette tarihte ve bugün ezilen ve fakat bir çıkış yolu bulamayan zayıf kitlelerin “kurtarıcı” çağrılarından bahseder:

 “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar” adına savaşmıyorsunuz?”

Lakin, dikkat çekici nokta şu ki, Kur’an-ı Kerim, “ilahi, beşer-üstü güç ve donanıma sahip kurtarıcı”dan değil, doğrudan Müslümanlara seslenmekte, onların –mesela bugün aynı feryadın yükseldiği Gazze için Müslümanların birleşip onları bu zulüm ve barbarlıktan kurtarmalarından bahsetmektedir. Hem yüce Allah, her gün ve her saat ezilmekte olan bu mazlum ve çaresiz insanların kurtarılmasını “nüzulu belirsiz bir Mesih’e, zuhuru belirsiz bir Mehdi’ye bırakmamakta, “hemen ve şimdi” eyleme geçilmesini istemektedir. (1)

Tarihsel kültürde şekillendiği temasıyla beklenen “muntazar kurtarıcı”nın normal bir peygamberden, yani Allah........

© Mir'at Haber