Eğitimde ailenin rolü ve önemi
Sistem, her şeyi avucunun içine alıyor. Eğitim hayatı, iş hayatı derken ailenin eğitici rolünün yok edildiği, sistemi devam ettiren bir işlev kazandığını görüyoruz. Oysaki ilk öğretmenlerimiz ailelerimizdi. “Ailenin eğitimdeki rolü ne olmalı? Aileler eğitim sürecinin içinde tekrar nasıl aktif hale gelebilirler?” soruları zihinleri meşgul etmekte, sorular bize de ulaşmaktadır.
Bilinmelidir ki, anne ve baba ile çocuk arasındaki iletişim ne kadar sağlıklı olursa, dış etkenlerden ne kadar az etkilenirse aradaki bilgi alışverişi de o denli verimli olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Her doğan İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar” buyurmaktadır.
Bu hadis-i şerif, anne babaların İslâm fıtratı üzerine tertemiz doğan yavruları batıl ideolojilerin tesirlerinden korumaktaki başat rol oynadıklarını, bunu yapmaları gerektiğini anlatır. Tertemiz doğan çocuğun bir cevher olduğu, bu cevheri işleyecek en mahir ellerin de anne ve babası olduğunu görmek gerekir.
Tertemiz İslâm fıtratıyla doğan çocuğun, günahlarla kirletilmesi, batıl ideolojilerle zihninin meşgul edilmesi hatta fıtrata müdahale projesinin uygulanması hengâmında anne babanın alacağı rol, ortaya koyacağı duruş ve tavır yeterli olmazsa fıtratın kirleneceği ortadadır.
İslâm fıtratı üzerine tertemiz doğan çocuğun, anne babası dışındaki olumsuz etkenlerden belirli bir süre uzak tutulması ve bu süre zarfında anne baba ile sevgi bağının güçlenmesi gerekir ki; bu bağ, çocuğun hayatı boyunca yöneleceği yönü ve ileride alacağı tavrı belirlesin.
Fıtrata müspet müdahalenin en kestirme yolu, anne baba ile çocuk arasında ömür boyu kopmayacak sevgi bağı oluşturmaktır. Bu bağın oluşması için de en azından 0-6 yaş arasındaki çocuk ile anne baba arasına okul da dâhil hiçbir menfi dış tesire müsaade edilmelidir. Bu dış etkenlere devlet de dâhildir.
Vatandaşların oylarıyla........
