menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şehadete koşanların destanı

12 0
17.03.2026

Bismillâhirrahmanirrahîm!

BEDİR… Çanakkale… Gazze… Üçünün de ortak özelliği, düşmanlarının Müslümanlara karşı “topyekûn” harekete geçmesidir. Gayrimüslimler; Bedir ashabı, Anadolu’nun yiğit Mehmetçikleri ve Gazze mücahitlerinin şahsında “İslâm’ı yok etmeyi” amaçladılar. Şurası da açıkça görüldü ki; dünya hak-bâtıl mücadelesi üzerine kuruldu. ABD ve İsrail’in İslâm ülkelerine saldırıları da bu mücadelenin günümüze yansıması!..

Bedir, Müslümanların ilk savaşıydı. Müşrikler, Müslümanlardan kat kat fazla ve organize bir güçtü. Allah Rasülü (s.a.v.) bütün hazırlıklarını yaptı ve Allah’tan yardım istedi: “Ya Rabbi! Yardımını gönder. Bu bir avuç ordu mağlup olursa, korkarım ki, Sana ibadet edecek kul kalmayacak!” Bu kararlılık ve “Allah’ın yardımı” ile Müslümanlar şanlı Bedir zaferini kazandı.

Çanakkale, Haçlı sürülerinin Osmanlı’nın şahsında tüm Müslümanları yok etme savaşıdır. Haçlıların asıl hedefi hilâfet merkezi olan İstanbul’u ele geçirmekti: “Karadan yol bularak geçmek için Marmara’ya!” Bu yüzden birleşik haçlı orduları Gelibolu Yarımadası’nı kuşattı. Avrupa ülkelerine ilâveten Avustralya, Kanada, Hindistan, Yeni Zelanda, Rusya gibi ülkelerden de pek çok asker Çanakkale önlerine akın etti: “Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ!”

Avrupa, kendisini “medeniyetin beşiği” olarak lânse ediyordu. Çanakkale’de, ikiyüzlülük ve saldırganlığı ortaya çıktı: “Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz! / Medeniyyet denilen kahpe, hakikat yüzsüz!”; “Ah, o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asîl.” Çanakkale’de yaşananlar Avrupa’nın karakterinin aynasıdır.

AKİF’İN; “Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi” diye tanıttığı Çanakkale, sadece bir savaş değil; aynı zamanda bir destan, bir harika ve dünyaya verilmiş büyük bir “insanlık dersi”dir. Maddenin sustuğu, ancak iman ve azmin belirleyici olduğu efsanevî bir tarih sahnesidir. Çeyrek asır, 30 ayrı cephede savaştıktan sonra, karşılaştığı Haçlı sürülerine verdiği muhteşem bir cevaptır.

Avrupa, sanayi devrimini yapmış, gelişmiş silâhlar üretmişti. Silâhlar “mazlumlar” üzerinde denenmeliydi(!). O deneme tahtası Osmanlı oldu. O kadar çok top, tüfek, gülle ve bombaya sahiptiler ki! Bunları mazlum bir millet üzerine yağdırmaktan utanmadılar. Osmanlı ordusu dağılmış, uzun savaş yılları sebebiyle kıtlık dönemi yaşanıyordu. Anadolu’nun yiğit evlâtları cepheye çağrılmıştı. 15 yaşındaki liseliler bile!

Bu atmosferde cepheye koşan Anadolu’nun Mehmetçikleri tehlikenin büyüklüğünün farkındaydı. Geri dönmeyi akıllarına bile getirmediler. Seller misali düşmanın üzerine atılıp bombaları tebessümle karşıladılar. Atılan mermilerin çokluğuna bakın ki, savaşların yaşandığı Gelibolu Yarımadası’nın her metrekaresine ortalama 6 bin mermi düşmüştü: “Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer”; “Top tüfekten daha sık gülle yağan mermiler!”

Milletimiz Haçlı küstahlığına karşı tek yürek olmuştu. Balıkesirli Seyit Onbaşı ile Harputlu Ömer; Tophaneli Hakkı Bey’le Mardinli Mehmet aynı amaçla cephedeydi. Birlikte çarpan yürekler şımarık Haçlı’nın gelişmiş silâhlarına galip geldi. Ey şanlı şehitler! Selâm sizlere!

ŞEHADETE koşanların destanına en son Gazze’de şahit olduk. Küçücük bir toprak parçasına sahip olan Gazzeli kardeşlerimizin üzerine yine çağın en gelişmiş silâhlarıyla geldiler. Bir taraftan Siyonist İsrail, diğer taraftan sömürgeci Amerika, öz topraklarını savunmaktan başka suçu(!) olmayan mazlum insanları yok etmek amacıyla 2,5 yıldır acımasızca saldırıyorlar.

Filistinli bacılarımız kendilerini kutsal şehir Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya adadılar. Topraklarını kahramanca savundular. Onlara, başka yerlere hicret etmeyi teklif edenlere karşı, “Ölürsek de kendi topraklarımızda ölelim” metanetini gösterdiler. Şehit verdikçe Allah’a şükrettiler. “Şehit, Allah’ın sevgili kuludur” diyerek teselli buldular.

Rabbimiz biz kullarını uyarır: “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudur. Birbirinin tarafını tutarlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Mâide, 51)

Amerika, İsrail ve onların işbirlikçileri hiç kibirlenip durmasınlar. Onların dağları yerinden oynatacak büyüklükte planları da olsa, Allah’ın dediği olacaktır. Müslüman, Allah’ın dini uğrunda çalışır ve nasibi varsa şehadet mertebesine ulaşır. Bedir’de, Çanakkale’de, Gazze’de kazandığımız gibi, sonuçta zafer yine Müslümanların olacaktır. Zalimler, geçici olarak elde ettikleri dünyalık güçlerine güvenmesinler! “Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye yeter.” (Hadid, 2)

İslâm daveti her yere ulaşsın; Allah’ın dini üstün gelsin, diye çalışan veya şehit olan tüm öncülerimizden Allah razı olsun! Allah, onların derecesini artırsın!


© Milli Gazete