menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

PKK’nın Suriye kolu dediğimiz Mazlum güvenlik zirvesindeyken, “terör koridoru parçalandı” manşetleri ne oldu?

21 0
16.02.2026

Münih’te düzenlenen Güvenlik Konferansı bu yıl sadece diplomatik temaslarla değil, ortaya çıkan fotoğraflarla da tartışıldı. Konferans salonlarında verilen kareler, Türkiye’de geçtiğimiz aylarda atılan manşetleri yeniden hatırlattı.

Geçtiğimiz aylarda kamuoyuna şu manşetler servis edilmişti:

“Terör koridoru parçalandı.”

“Suriye’de oyun bozuldu.”

“Masada da sahada da Türkiye var.”

“Bu coğrafyada biz ne dersek o olur.”

Topluma verilen mesaj netti: Süreç kontrol altında, denklem Türkiye lehine dönmüş, tehdit büyük ölçüde bertaraf edilmişti.

Peki o hâlde Münih Güvenlik Konferansı’nda ortaya çıkan tabloyu nasıl izah edeceğiz?

PKK’nın Suriye kolu dediğimiz bir isim, Münih’teki uluslararası güvenlik zirvesinde hangi sıfatla ve kimin adına boy gösteriyor? Eğer sahada tehdit büyük ölçüde tasfiye edildiyse, diplomatik zeminde bu görünürlük nasıl oluşuyor?

Henüz birkaç ay önce Suriye’de SDG/PKK varlığının ciddi biçimde geriletildiği anlatılıyordu. O hâlde bugün aynı yapı, Münih’te düzenlenen bu küresel güvenlik platformunda nasıl temsil kabiliyeti buluyor?

Suriye, Türkiye ile İsrail arasında duran son stratejik bariyerdi; o bariyer kalkınca bölgesel denge de değişti. Haritalar belki değişmedi, fakat güç dengesi değişti. Suriye artık bir ara bölge değil, küresel güçlerin açık rekabet sahası hâline geldi.

Daha da dikkat çekici olan kuzeydoğudaki hattır. SDG’nin varlığını sürdürdüğü coğrafi alan, Birinci Dünya Savaşı sonrası tasarlanan projelerle örtüşen bir hat üzerinde duruyor. Bu tablo, yıllardır konuşulan “dört ayaklı Kürdistan” planının Suriye ayağının fiilen korunması anlamına gelmiyor mu?

Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeydoğusu, İran’ın batısı ve Türkiye’nin güneydoğusu üzerinden tarif edilen denklem gerçekten tesadüf müdür? Yoksa uzun vadeli bir jeopolitik tasarımın adım adım ilerlemesi midir?

Henüz birkaç ay önce “bitirdik”, “tasfiye ettik” denilen bir yapının Münih’teki güvenlik zirvesinde görünürlük kazanması ciddi bir stratejik çelişki değil midir?

Soruyu açık soralım: Biz iç kamuoyuna mı konuşuyoruz, yoksa Münih’te şekillenen küresel güç dengeleriyle mi yüzleşiyoruz?

Bu coğrafyada zafer ilan etmek kolaydır. Asıl zor olan, emperyal tasarımı kalıcı biçimde bozabilmektir. Çünkü emperyal projeler yalnızca askeri hamlelerle değil; siyasi, ekonomik ve diplomatik zeminle ilerler. Sahada kazanılan, masada kaybedilebilir.

Gerçek bağımsızlık hamasetle değil, güçlü bir sistem inşasıyla mümkündür. Milli Görüş’ün yıllardır savunduğu anlayış tam da burada anlam kazanır: Üretim odaklı bir ekonomi, borç ve faiz bağımlılığından kurtulmuş bir finans yapısı, savunmada tam yerli caydırıcılık ve bloklara eklemlenen değil kendi eksenini kuran bir dış politika.

Eğer ekonomi dışa bağımlıysa,

Eğer diplomasi başkalarının ajandasına göre şekilleniyorsa,

turhEğer bölge ülkeleriyle kalıcı bir dayanışma zemini kurulamamışsa,

Sahada elde edilen kazanımlar kalıcı olmaz.

Aksi hâlde manşetler değişir, aktörler değişir; fakat harita üzerindeki tasarım değişmez.

Ve bütün bunlar konuşulurken, Münih Güvenlik Konferansı’nın yapıldığı gün şehirde başka bir tablo daha vardı.

Polise göre yaklaşık 250 bin kişi, Münih’te İran’daki halkla dayanışma için sokaklardaydı. Bazı gazeteler, Şah’ın oğlu Reza Pehlevi’nin “coşkuyla karşılandığı” vurgusunu özellikle öne çıkararak servis yaptı. Bu sunum biçimi, gösterinin tüm sosyolojik arka planını yansıtmaktan çok belirli bir siyasi algı üretme çabasını andırıyordu. Gösterinin yapıldığı Theresienwiese çevresinde ise zaman zaman ciddi aksamalar ve ulaşım kesintileri yaşandı.

Münih’te düzenlenen Güvenlik Konferansı sırasında şehirde aynı gün iki ayrı sahne vardı: Biri konferans salonlarında kurulan diplomasi masası, diğeri meydanlarda yükselen kalabalık. Fakat her ikisi de aynı küresel denklemin farklı yüzleri.

Biri Suriye hattında, diğeri İran hattında işletiliyor.

Bu tablonun arka planını ve Münih’teki gösterinin neyi temsil ettiğini yarınki yazımda ayrıca ele alacağım.


© Milli Gazete