Yeni Dönemin Şifreleri: Çoklu Krizler Çağı
Son dönemlerde sosyal medyada sık sık tüm dünyada kriz yaşanırken, “Roket adam Kuzey Kore lideri Kim-Jong Un oyunun dışında kaldı” mahiyetinde tebessüm ettiren paylaşımlar görüyoruz. Güncel küresel gelişmeleri mizahi olarak ele alan sosyal medya kullanıcıları aslında İran-ABD/İsrail çatışmasının Orta Doğu'ya yansımasına, Pakistan-Afganistan gerilimine, Rusya-Ukrayna Savaşı’na ve irili ufaklı nice krizlere bir nevi gönderme yapıyorlar.
Durum aslında biraz gerçekten de böyle. Yaşadığımız gezegen artık maalesef yepyeni bir döneme, yani “Çoklu Kriz” çağına girmiş gibi duruyor.
“Çoklu Kriz” (polycrisis) kavramı ilk olarak Fransız düşünür ve sosyolog Edgar Morin tarafından ortaya atılmış, daha sonra küresel politika ve ekonomi tartışmalarında yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram, tek bir büyük sorunla değil; aynı anda birbirini besleyen, tetikleyen ve derinleştiren birçok küresel krizin iç içe geçtiği bir dönemi ifade eder. Bu çağda askeri çatışmalar, ekonomik dalgalanmalar, enerji ve gıda krizleri, teknolojik rekabet ve kurumsal çürüme gibi farklı alanlardaki sorunlar birbirinden bağımsız değildir. Aksine biri diğerini besleyen zincirleme bir etki meydana getirir.
Bir bölgede yaşanan savaş enerji fiyatlarını etkiler, enerji fiyatları küresel ekonomiyi sarsar, ekonomik dalgalanma siyasi gerilimleri artırır ve böylece krizler adeta birbirini doğuran bir kısır döngüye dönüşür. Bugünün dünyasında yaşanan meselelerin en temel özelliği de budur: krizlerin tekil değil, iç içe geçmiş ve çok katmanlı olması.
Dünyanın birçok noktasında, yukarıda da belirtildiği gibi aktif savaş yaşanırken diğer yandan dünya yeni krizlere de adeta gebe gibi duruyor. Küba, Grönland, Tayvan gibi başlıklar jeopolitik gündemde saatli bomba gibi bekleyen dosyalar olarak sıralarını bekliyor.
Öte yandan çoklu kriz çağının en çarpıcı cephelerinden biri de Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerdir. Gazze’de uzun süredir devam eden soykırım, trajedi yalnızca bölgesel bir mesele değil; küresel güç dengelerinin, enerji politikalarının ve uluslararası sistemin adalet iddiasının da bir sınavına dönüşmüş durumdadır. Gazze’de yaşananlar bir yönüyle insanlık vicdanını yaralarken diğer yönüyle uluslararası kurumların ne kadar işlevsiz hale geldiğini de gözler önüne serdi. İran ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail arasında giderek sertleşen gerilim ise bu çatışmanın daha geniş bir coğrafyaya yayılma........
