Duyarlı Olmanın Ahlâki Karşılığı
İnsan bağımsız bir özne ve özgür bir şahsiyet olmasına rağmen; aynı zamanda içinde doğduğu, büyüdüğü ve yaşadığı toplumun da bir parçasıdır. Ama çağımızın fısıltıları bu parça olma halini insan üzerine bir yük gibi gösterebiliyor. Ya da insana bu parça olma halini unutturuyor. Kendisini hayatın merkezine koyan, dünyanın kendi etrafında döndüğünü varsayan ve toplumu sadece kendi arzularını tatmin eden bir araç olarak gören çağımız insanı için toplumsal yaşamın gerekleri göz ardı edilebilmektedir. Ortak bir yaşamı paylaşmak; ötekinin varlığını en az kendimiz kadar önemsemekle, onların sınırlarına saygı duymakla ve daha da önemlisi onların acısına ortak olmakla mümkündür. İster buna empati diyelim istersek başkasının dertleriyle dertlenmek diyelim; bir şekilde toplumsal meselelere karşı duyarlı kalabilmek önemlidir.
Birlikte yaşayabilme imkânı her insan için bir nimettir. Ancak bu nimetten pay alan her fert onun getirdiği külfetleri, sorumlulukları ve acıları da omuzlamakla yükümlüdür. Bir başkasının yükünü hafifletmek, bir yaraya merhem olmak, bir zulme karşı durabilmek ya da mazlumlara ses olabilmek toplumsal barışın lüksü değil, varlık şartıdır.........
