Şiddet Pandemisi
Kırılma doksanlı yıllarda başladı.
O zamanlar lisede olan bizlerin çocukları o nesil, şimdi anne-baba oldular.
Lakin bizlerden daha fazla acı çekmekteler.
Seksenli yıllarda doğup şu anda kırk, kırk beş yaşlarında olan neslin liseli yıllarına denk geldi; savaşlı, öldürmeli bilgisayar oyunları.
Veli toplantılarında kıyametler kopmaktaydı.
Sabaha kadar oyun başında uykusuz kalmış birkaç çocuk -ki bunlar daha çok erkek çocuktu-. Bunlar, sınıfın düzenini bozuyor, derste sıraya kapanıp uyuyor ya da konuya çalışmadığından derse odaklanamıyor fakat diğer arkadaşlarının konuyu dikkatli dinlemesinden de rahatsız olup, dersi sabote ediyor, öğretmenin dikkatini dağıtacak sorularla konunun anlatılmasını engellemekteydi.
Veli toplantısında o çocukların anneleri, -bu toplantılara genellikle anneler gider, babaların TV ve maç izlemek gibi çok önemli işleri olduğundan- o gün linç yiyerek darmadağın dönerlerdi evlerine.
Doksanlı yılların çocukları bugün anne baba oldular.
O yılların en yaramaz delikanlıları sene ikibin yirmili yıllarda kendi anne babalarından daha fazla kan ağlamaktalar.
Çocukları kendi sorumsuzluklarını fersah ferah geçip sorun yumakları olmakta çağ atlamışlardır.
Oysa sosyoekonomik durumları iyidir, değil aile içi şiddet; bir elleri yağda bir elleri balda her istediklerini yaptıkları yarı kutsal gördükleri çocuklarından kendileri manevi şiddet görmektedirler.
O babalar kendi dönemlerindeki kız kardeşlerini anımsayıp hanım hanımcık hallerini düşünüp bir de kendi kızlarına bakıp ağıt yakmaktadırlar.
Sosyal medya bataklığına düşmüştür evlatları.
O mini mini bebekleri, daha ergen bile olmadan en tehlikeli mecralarda korkusuzca dolaşmaktadırlar.
Ebeveyn olarak delirmenin eşiğindedirler.
Erkek çocukları lağımlarda boğulmaktadırlar.
Ellerinden kan çıkmak üzeredir.
LGBT siteleri, cinayet lobileri, okul baskınlarının katilleri takipten çıkamadıkları odaklardır.
“Karışamazsın, bu benim hayatım” cevabı ile deliye dönen babaları sakinleştirmeye güç yetiremeyen anneler.
Ortaokul çocukları hangi ara büyümüşlerdir ki boylarından büyük ilişkiler, tehlikeli gruplarda, öldürmeli oyunlarda, suç örgütlerinde top çevirmektedirler.
Dikkat çekmek, ilgi uyandırmak olarak yorumlasalar da uykuları kaçmaktadır ebeveynlerin.
Zaten emperyalistlerin yiyeceklerine enjekte ettiği zehirlerle bir garip ergen olmakta, bir garip yönelişlere girmekte, arayışları meçhul, kendi özünden uzaklaşmış boşluktan bakmaktadırlar.
Çağın zehri dimağlarını uyuşturmuş, neredeyse her evde ruhsal problem yaşayan depresyonlu, intihara meyilli, genç bile değil, çocuklara değin sıçramıştır ağır travmalar.
Doksanlı yılların çocuklarının evlatları, dijital dünyanın oyunlarıyla, karanlık örgütlerin, yapay zekâ katillerinin kendilerine kanlı bir kilim dokuduklarının farkında değiller.
Yalnızlık çekmekte, kendisini değersiz hissetmekte, aile ortamında suskun lakin sohbet odalarında küheylan kesilmekteler.
Amerikan klasiği olan okul basma, sınıfları kana bulama, bir şiddet pandemisi olarak bize de bulaşmakta.
Bir ara kız çocuklarını hedef alan bir oyun vardı; karanlık örgüt, bu oyunlarla çocuklara talimat verirdi: ”Git mutfaktan bıçağı al, kendine zarar ver, mutlu ol.” Kaç çocuk böyle yaşamını yitirdi ya da yaralandı.
Sohbet odasındaki ifşalardan şantaj sağan tehditlerle yuvarlandıkları suç dosyalarından bir daha çıkamamaktalar.
Günlük hayatta sessiz, arkadaşlarıyla iletişim kuramayan, akran zorbalığı ile onuru zedelenmiş çocuklar; yapay zekânın arenalarını cennet bilmekte, oysa dijital gladyatörlerce paralanıp lime lime edileceğinin farkında değil.
Öğretmen ve on küçük öğrenci katlediliyor.
Aileler, toplum, ülke şokta.
