menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Babalar ve oğullar

14 0
latest

Eski nesille, nihilist gençlik arasındaki kuşak çatışmasını anlatan Turgenyev’in meşhur eseri Babalar ve Oğullar değil.

Rusya’nın sarsıntılı bir dönemini Bazarov karakteriyle irdelemeye çalışan yazar, kitap 1862 da yayımlandığından, elbet bizde kartların farklı karıldığını bilemezdi.

Paşanın oğlu kendisini paşa sanır, bizde.

Cumhurbaşkanının oğlu cumhurbaşkanı oldum bilir.

İsmet İnönü’ nün oğulları, M. Kemal’in vefatından sonra boş kalan Dolmabahçe Sarayı’na yerleşmiş, sabaha kadar sarayın bütün ışıklarını yaktıkları basına yansımıştı.

Nasılsa bu yoksul halk köle, cumhurbaşkanı oğullarının elektrik masrafları da çökmüş omuzlarına yüklense ne olur.

Cumhurbaşkanı değiştiğinde de.

Halkın kötü kaderi biraz daha yara alır.

Bu kez cumhurbaşkanı Bayar, nezih ailesine yaşanacak yer olarak sıcağın altında kavrulan Dolmabahçe’yi layık görmez.

Padişahların kötü anıları, M. Kemal’in burada geçen ağır hastalık yılları ile rahatsız olmak istememektedir.

Kendisine ve ailesine acılardan uzakta, asude ve serin Küçüksu Kasrı’nı seçer.

Arkası meşhur Küçüksu mesire alanı; ağaçlık, çayırlık.

Fakat nazenin eşinin ve kızlarının başı, kasrın karşısındaki tarihî Anadolu Hisarı Camii’ne gelen cemaatin ve ezan sesinin gürültüsü ile yeterince ağrımaktadır.

Akşamları kasır bahçesindeki manolyalar altına serilen bembeyaz masa örtüleri üzerindeki denize karşı yemeğin de fazla keyfini sürememektedirler.

Kıtlık ve yokluk döneminde o lüks sofralar; yoksul ve aç halkın saray bahçesinin palmetlerle, lale, karanfillerle süslü kapısının açıklıklarından görülmektedir.

Tarihi cami yıktırılır, zaten az olan birkaç kişilik cemaatin ayağı kesilir.

Cumhurbaşkanı ve ailesi sükûtun sefasını sürüp, huzurun akustiğini duyumsarlar.

Artık insan sesleri ve açların bakışları onları rahatsız etmemekte, korunun şen bülbülleri, deniz dalgaları, müzisyenler bu huzura eşlik etmektedirler.

Ha günümüzde farklı mıdır yaşananlar, değil.

Bakan oğlu bakancılık oynamakta, çakarlı aracını durduran polise kükremektedir.

Valinin oğlu, düşünde darı görmüşçesine vali gibi dolaşır.

Hele kimi işi iyice abartıp kamuflaj giyer, silah koleksiyonu yapar,

Babadan aldığı güçle bulundukları şehre korku salar.

Üniversite öğrencisi daha 19 yaşında hayatının baharında gencecik kızın başına olmadık çoraplar örer.

Gerçi vali de çocuğuna iyi örnek olmamıştır.

Ağzı bozuktur, yanında çalışanlara küfürler eder.

Eski görev yerinde kaymakamken, bir cezaevinde yatmakta olan mahkûmu ziyaret için kapıdaki askerlere zorla kapıyı açtırmak ister.

Askerler haber verilmediğini, izin alınmadığını anlatmaya çalışırlar, “buraların başbakanı benim” der.

“İnersem kafanızı kopartırım” der.

Muhtemelen evinde çocuğunun yanında da bu şiddet dilini kullandı.

Yetişen çocuk ortada.

Diyarbakır’dan Tunceli’ye üniversite okumaya gelen genç bir kız.

Valinin oğlunun devlet gücünü arkasına alıp valicilik oynadığı o şehirde.

Yoksul halk çocuğu olan her şeyden habersiz genç kızın başına akla gelmedik fenalıklar getiriliyor.

Başına birkaç kurşun sıkılarak yok edilmek isteniyor.

Mezar yerleri değiştiriliyor.

İfşalar, ihbarlar valinin oğlunu gösteriyor.

Fakat baba, iddiaları oğlundan uzaklaştırmak için devletin parasını, emeğini, insan gücünü; hoyratça harcayıp,

Karlı kış günlerinde genç kızın intihar ettiği varsayımı ile dalgıçları seferber ettirip baraj gölünde arattırıyor, yetmedi barajı boşalttırıyor, “Daha ne yapayım, yok işte” deyip iyiliğini aileye ve ülkeye kanıtlamaya çalışıyor.

Allah’tan kız çocuğu annesi bir kadın savcı çıkıp geliyor.

Olanca tehlikesine karşın bu kötülükleri ortaya çıkaracağım diyor.

Onun gayretleriyle Türkiye halkı, gerçekleri öğrenmeye başlıyor.


© Milli Gazete