menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan kalmanın ısrarı

32 16
20.01.2026

Bize sürekli yanlış bir soru soruluyor. Ahlaki bir derinliği varmış gibi sunulan ama insanı baştan mahkûm eden bir soru: “Tek bir seçim hakkın olsaydı, hangisini ya da neyi kurtarırdın?” Oysa asıl cevap, bu soruyu reddetmekle başlar. Çünkü bu soru, insanı parçalanmış bir dünyaya razı etmeye çalışır. Ahlakı, felaket anında yapılan tercihlere indirger. Oysa insanın asıl ahlaki tavrı, böyle bir dünyanın kendisini reddetmesidir. Birlikte var olamayanların dünyasında yaşamayı kabul etmemek; ahlakın, siyasetin ve varoluşun kesiştiği en çıplak noktadır.

Bugün bize dayatılan düzen de aynı mantıkla işler. Kapitalist, emperyalist ve neo-liberal dizge; insanı, içinde hareket edebileceği dar bir oyun alanına hapseder. Kuralları önceden belirlenmiştir. Başarı, yukarı tırmanmakla ölçülür; anlam, rekabetle; haysiyet, performansla ikame edilir. Bu düzende insana önerilen şey, ilkelere sadakat değil; koşullara uyumdur. Oysa şahsiyet, tam da bu uyum çağrısına direnme noktasında inşa edilir. Hüviyet, dayatılan rollerin dışında kalabilme cesaretidir. Haysiyet ise bedeli ne olursa olsun insan kalma ısrarıdır.

Salt maddî güce yaslanan bir varoluş tasavvuru, yalnızca toprağı korur; ruhu değil. Motor yaparak, silah üreterek, teknolojiyi kutsayarak bir milletin var olabileceğini sanmak; manevî vatanın yokluğunu fark edemeyen bir körlüktür. Manevî vatan yıkıldığında, geriye yalnızca ucûbeler kalır: Gücü hakikatin yerine koyan, görüntüyü gerçeğin yerine ikâme eden, insanı ölçülebilir bir nesneye indirgeyen zihniyetler…........

© Milli Gazete