menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çukurdaki Adam ve Reçete Siyaseti

20 0
20.09.2026

Adamın biri yolda yürürken bir çukura düşer. Çukurun duvarları o kadar diktir ki dışarı çıkması mümkün değildir. Önce kendi başına birkaç kez deneme yapar; duvarlara tutunur, yukarı doğru hamle eder ama her defasında aşağı kayar. Sonunda oradan geçenlere seslenmeye başlar:

“Hey! Bakar mısınız? Bana yardım edebilir misiniz?”

Tam o sırada yoldan bir doktor geçer. Adam bütün gücüyle bağırır:

“Doktor! Buradayım. Çukura düştüm. Beni çıkarabilir misiniz?”

Doktor durur, çukura bakar, cebinden bir reçete çıkarır. Birkaç kelime yazar ve reçeteyi aşağı atar. Sonra da hiçbir şey söylemeden yoluna devam eder.

Adam elindeki reçeteye bakar. Çukur hâlâ oradadır.

Hikâyenin devamında başka insanlar geçer. Kimi aşağı bakıp dua eder, kimi adama sabretmesini söyler, kimi de çukura neden düştüğünü sorar. Sonunda adamın bir arkadaşı gelir. Çukura bakar ve hiç düşünmeden aşağı atlar.

Adam şaşkınlıkla sorar:

“Ne yaptın? Şimdi ikimiz de buradayız.”

Arkadaşı cevap verir:

“Ben de daha önce bu çukura düşmüştüm. Çıkış yolunu biliyorum.”

Bu küçük hikâyenin siyasete açılan kapısı tam burada başlıyor. Çünkü siyaset çoğu zaman çukurda olanlarla çukurun kenarında duranlar arasındaki mesafede kuruluyor. Yukarıda duranlar aşağıdakine bakıyor, onun hakkında konuşuyor, onun için teşhis koyuyor, onun adına çözüm üretiyor. Fakat çoğu zaman aşağı inmiyor. Çukurun derinliğini, duvarlarının eğimini, içerideki karanlığı ve orada bulunan insanın ne kadar zamandır beklediğini bilmiyor. Bilmediği halde biliyormuş gibi konuşuyor.

Reçete tam da bu yüzden güçlü bir siyasal metafordur. Reçete, sorunu kabul eder ama sorunun içine girmez. Hastalığı tanımlar fakat hastanın hayatına dokunmaz. Bir kâğıt parçası olarak yukarıdan aşağıya gönderilir. Çukurun içindeki insanın eline ulaşır ve ona........

© Milli Gazete