Ağabey diyor ki; hemdert olanlara selam olsun
Malum, hayatımız doğumla başlayıp, ölümle noktalanan bir okul gibidir. Arada herkes hem öğretmen hem de öğrencidir. Zira hayat, bir yaz yağmuru gibi kısadır. Hayat, bünyesinde acı-tatlı, meşakkatli-zevkli, inişli-çıkışlı hatıraların oluşturduğu bir tablodur.
Onun için E. Renan diyor ki; “Yaşamak (hayat)… bilmektir, umut etmektir, sevmektir, hayran olmaktır, iyi işler işlemektir. Aklıyla, kalbiyle, işiyle en çok seven kimse, hayatın tadına ulaşır.” Bir başka ifade ile: “Hayat üç gündür: Dün, bugün, yarın… Dün geçti, yarının geleceği belirsiz, o halde bugünün kıymetini bilerek yaşamak gerekir.” Hayat eski tas, eski hamam olarak kalmamalıdır.
Eski bir matematik öğretmenine, “Hayat neye benzer?” diye sormuşlar. Öğretmen duraklamadan, hemen cevap vermiş: “Hayat matematikteki dört işleme benzer:
Yani Yunus Emre’nin dediği gibi:
Ana rahminden çıktık pazara
Bir kefen aldık, döndük mezara
Olay bundan ibarettir. Onun için insan olarak, ana görevimiz sadece yaşamak değil, aynı zamanda da yaşatmaktır. Nitekim Allah: “Hanginizin daha iyi iş işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk/2) buyurmaktadır.
Hâfız-ı Şîrâzî bu hassasiyeti şöyle ifade etmektedir:
Yâdında mı doğduğun zamanlar?
Sen ağlar idin, gülerdi âlem;
Öyle bir ömür sür ki olsun,
Mevtin sana hande, halka mâtem.
Bilindiği üzere, insanın her fiili değerlendirilmekte, silinmez olan Defter-i Kebir’de yerini almaktadır. Hayat, yaptığımız tercihlerin toplamıdır. Unutmamak gerekir ki, onu güzel veya çirkin yapan insanoğludur.
Konuyla ilgili merhum Necip Fazıl da:
Tam otuz (ben de 87) yıl saatim işlemiş, ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma........
