menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asrın hiraseti

9 0
14.04.2026

Kimileri amalarla, fakatlarla, lakinlerle cedelleşirken îlâyı kelimetullah için canını, kanını, evladını, efradını ortaya koyanlar elbette kazanır.

İşteş, ortak, işbirlikçi bulamayıp şikâyetlenecek kadar yalnızlıksa küfre yakışır. Sağa sola çemkirip, şantajlar yaparak zulme ortak aramak; çaresizlik hissettikçe hırçınlaşmak, boş tehditler savurmak ibretle bakıldığında düpedüz komedi gibidir. Ancak hain tıynetli işbirlikçilerinden vaziyeti kurtarma adına bir kıpırdanış, ıkınma, yırtınma fark edilince görüntü trajikleşir. Zira bu topraklara yönelik güven sorunu hiçbir zaman Haçlı ruhu olmaz; tam aksine onların ayak işlerini gören, ön alan, ardını toplayan, her serin havadan menfaat uman ruhsuzlar olur.

Hiçbir direniş, ama, fakat, lakin, ancak, rağmen ve benzeri ezik, şartlı, güdümlü, manipüle edilmiş, şüphe barındıran, zoraki taraf bildirimlerine ihtiyaç duymaz. Adı üstünde direniştir ve kendisine yönelik taarruza, saldırıya, tacize karşı gelişir. Üçüncül grupların, çekincesi olanların yahut seyircilerin nitelemeleri umurunda olmaz. Yani diplomatik girişim gibi görünse dahi dışarıdan bakanların bakış açısı iyi ihtimalle hezeyandan ibarettir. Kötü ihtimal; mevzu üstüne kıpırdananların temsil için de değil düpedüz kişisel çıkarlarına müstenit menfaat devşirme uğraşısıdır. Umursamamak gibi bir seçenek yoktur; çok çok ateşin sönüşü, savaşın dinişi, müzakere süreci beklenir. Tanımlanmamış, adlandırılmamış, kuramlaşmamış olsa da buna leş kargası diplomasisi denir. Böylece akbabalardan artana talim edilir.

Bir de devekuşu... Mahallenin boylu boyunca alevlere teslim olduğu esnada kişisel bakıma önem veren bir tavır içinde sonucu beklerken, tehlike geçince üç beş kelam edip her mevzunun galibi kesilmek... Toprağını, mülkünü, ailesini ve bedensel bütünlüğünü hiç kaybetmemiş, dünyaya kök salmış, daha doğrusu tutamaklarını kök sanan insanlar buna alışkındır. Yarını düşünmekten bugün yaşanmaz ama zehir zemberek günler hep başkalarınındır. Başkalarının dramı, trajedisi yahut macerası tuzunun kuru olduğunu sananlar için seyirlik malzemedir. Futbol müsabakası, sinema filmi, video kesiti ve savaş... Savaş nasıl bir eğlence konusu olabilir? Anne babası hayatta olan 168 çocuğun okulda ve bir anda katledilişi, ufku görsellerle zenginleştirilmiş bu dünya insanının kanını dondurmaz! Derhal sapık zihniyetin en büyük temsilcileri için mazeretler üretilir: ‘Ama onlar da Suriye'de... Birkaç ay önce kendi halkını idam eden... Gazze'de katledilenler çocuk değil miydi?.. Müslümanlardan başkasıyla savaşmayan... Ve saire...’ Birbirine benzeyen ve birbirini tamlayan tüm bu hezeyanlar, yekûnen insanlığın baş belası Amerika’yı, onun minik yavrularını haklı çıkarmak için söylenir. (Minik yavrular önemlidir, asla Yahudi’den ibaret değildir, adını da koydukları biçimde Orta Doğu, ulu orta doğu ve batı dolusudur.) 'Sıra bize gelecek...' diye söylemek bile ahlaksızcadır. Zaten bunu böyle düşünmek, bizzat savaşı seyirlik malzeme olarak görmektir.

Şimdilerde İran hususunda nasıl hüsrana uğradıysa, Arap Baharı, ayaklanmalar, rejim değişikliği ve sair derken Amerikan emperyalizminin Suriye'de alenen başarılı olduğu ifade edilmelidir. Embesillik kurumu bunu fetih diye kabul etse yeridir. Sonuç fetih olarak lanse edilince bir fatih ve zulüm erbabı bulmak gerekir. O da baştan hazırdır; kendisine karşı başkaldırılan hükümet ve isyanları bastırmak hususunda ona yardım eden paydaşları... Gayrısı bu uzun süren mücadelenin ve nihayetinde ganimetin paydaşıdır. Göçe zorlanan milyonlarca insan, güya kutsal davanın verdiği bir o kadar şehit, yarı mülteciler için Avrupa Birliği ödenekleri, ucuz işgücü, eksik kalan ödeneklerin tahsili için 'açar sınırı salarım Avrupa’ya doğru' tehdidi ve saire... Sonra meşruiyetini, icazetini ve yetkisini Amerika'dan alan tam bağımsız hükümet!.. Bu yeni sistem oluşturmada katkısı olan, emperyalizme hizmet eden, projeyi gerçekleştiren kim varsa ganimetten payını alır. En azından ayıpları örtülür ki uluslararası ilişki düzeysizliği açısından az şey sayılmaz.

Şam'da namaz kılma keyfi satanlar, onbeş yirmi yıl evvel aynı yerde aynı şeyi yapabildiklerini, yapabileceklerini, dilediklerinde Emevi Camii’ne yatak yorgan atabileceklerini adları gibi bilirler. Bunun için bunca insanın hayatını kaydırmanın alemi yoktur. Ancak o zaman yani onbeş yirmi yıl evvelki namaz, emperyalistlerin işine yaramaz. Ve onların işine yaramayan bir namazdan böylesine ihtişamlı bir fetih simülasyonu çıkmaz. O halde tüm zamanların en iyi Hollywood yıldızlarından daha kıvrak oyuncular gerekir. Daha iyisi Şam'da kayısıdır. Tıpkı dönemin bir beceriksizinin tasavvuruyla, 'o taraftan bir füze sallar, savaşa dahil oluruz' işgüzarlığı gibi Malatya'nın meşhur kayısısı Şam pazarında yerini alır.


© Milli Gazete