Malumat Hamallığından Marifet Deryasına!
İnsan, hayat yolculuğuna çıktığında cebine koyduğu ilk azığı "merak", sırtına aldığı ilk yükü "bilmek arzusu ", içine düştüğü ilk telaşı ise "anlam/aslını bulma" arayışıdır. Oysa bilmek ve bildiğini anlamlandırmak; aklın kılı kırk yaran öğrenme hırsından değil, "Lâ" diyerek zihindeki putları kırmaktan, yani bildiklerinin, O’nun bilgisi karşısında bir hiçlikten ibaret olduğunu idrak etmekten geçer.
Çoğu insan, yarım yamalak malumatlarla zihnini doldurup buna "hakikat" ismini takar. Bu durum, derin bir uçurumu tek adımda geçmeye çalışmak gibi beyhûde bir çabadır; ne karşı kıyıya sıçrayabilir kişi ne de geride kalmayı göze alabilir; sonuç, kaçınılmaz bir düşüştür.
Cehaletin en tehlikeli hali de budur: Kişinin bilmediğini bilmemesinin yanında, yarım bildikleriyle bütün bilinmezleri açıklamaya yeltenmesi; yani o sahte özgüvenle mutlak olana kafa tutma gafleti… Bir başka deyişle; bildiğini zannettiği şeyler ile perdelenmesi… Böylesi bir kibir ve gafletle malul olan insan, avucunda tuttuğu bilgi kırıntılarını hakikat anahtarı sanırken, aslında kendi benliğinin duvarlarını ören birer tuğlaya sarıldığının farkında bile değildir ne yazık........
