menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Fikrin Eylemsizliği, Eylemin Fikirsizliği" Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

44 0
17.04.2026

İnsanlık tarihinin en kadim sancısı, zihin ile el, tasavvur ile gerçeklik arasındaki o uçsuz bucaksız boşlukta gizlidir. Bu boşluk, ya "fikrin eylemsizliği" ile bir mezarlığa dönüşür ya da "eylemin fikirsizliği" ile bir yangın yerine. İslam düşünce atlasının merkezinde yer alan "hikmet" kavramı, tam da bu iki uçurumun arasında inşa edilmiş bir köprüdür. Ancak bugün, tarihin tozlu sayfalarından modernitenin gürültülü meydanlarına kadar baktığımızda, bu köprünün taşlarının yerinden oynadığını görüyoruz.

FİKRİN FELCİ: EYLEMSİZLİĞİN FİLDİŞİ KULESİ

İslam medeniyetinin altın çağlarında Bağdat’tan Kurtuba’ya uzanan o muazzam entelektüel sıçrama, fikrin yalnızca bir zihin jimnastiği olmamasından kaynaklanıyordu. Farabi’nin "Erdemli Şehir"i (el-Medinetü'l-Fazıla) sadece kâğıt üzerinde bir ütopya değil, toplumsal bir nizamın ruhu olma iddiasındaydı. Gazali’nin içsel hesaplaşmaları, bireysel bir bunalımın ötesine geçip koca bir medeniyetin epistemolojik krizine şifa aramıştı.

Fakat zamanla, bir "şerh ve haşiye" kültürü içinde hapsolan düşünce, kendi içine kapandı. Fikir, hayata dokunmaktan korkan, steril bir alana çekildiğinde "fikrin eylemsizliği" baş gösterdi. Bu, bir nevi entelektüel narsisizmdir. Hakikati bildiğini iddia eden ama o hakikatin sokağa, adalete, estetiğe ve siyasete yansıması için kılını kıpırdatmayan bir durgunluk... Bu........

© Milli Gazete