Bize Muhammedî derler; nâmımız yeter! (I)
(Bu yazı, Siyonist AmeriKAN güçlerine karşı cansiparane bir şekilde cenk eden İranlı mücahitlere ithaf edilmiştir.)
Muhammedî kelimesi, Hz. Muhammed’in (sav) son peygamber olduğuna ve O’nun getirdiği dine inanan demektir. Muhammed ümmetinden olan Müslüman’a Muhammedî denir. Din-i Muhammedî de Hz. Muhammed’in dini yani İslam demek olur. Nâm, Farsça olup isim, şan ve şöhret manasına gelir. İngilizceye name; Zazacaya namey şeklinde geçmiştir.
Tarih boyunca Müslümanların küffar diyarına gerçekleştirdiği her operasyonda “Muhammedîler geliyor!” çığlığı duyulmuştur. Müslümanların nâmı, onlara önderlik eden peygamberin adıyla birlikte yürümüştür. Bunun nedeni sadece Müslümanların gözü pek savaşçılar olması ya da güçlü silahlara sahip olmalarıyla sınırlı değildir. Bunların yanı sıra Allah’ın Hz. Peygamber’e bahşettiği heybet, azamet ile küffarın kalbine saldığı korkudur. Öyle ki korku yani er-Ru’b kâfirlerin kalplerine hâkim olmuştur. Müslümanların kâfirlerin kalbine saldığı bu dehşet yani er-Ru’b Kur’an’da dört kez tekrarlanmıştır. Bu yazıda Muhammedî Dehşet’in geçtiği dört ayet ve dört hadise tahlil edilecektir.
Muhammed’in nâmı yeter!
Allah’ın Hz. Peygamber’e bahşettiği hususi meziyetlerin bir tanesi, “Muhammed geliyor!” dendiğinde düşmanın kalbine korku salınmasıdır. Öyle ki Medine’den yola çıkan Muhammedî bir müfrezenin korkusu bile Mısır’a, Roma’ya, Irak’a ve Suriye’deki iktidar sahiplerinin kalbine dehşetli bir korku yani er-Ra’d salıverirdi. Câbir b. Abdullah’ın naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmeyen beş şey bana verilmiştir: Ben, düşmanımın içine bir aylık mesafeden korku (er-Ru’b) salma yardımına mazhar oldum. Yeryüzü bana mescit ve temiz kılındı, onun için ümmetimden namaz vaktine kavuşan herkes (bulunduğu mekânda) namazını kılıversin. Ganimetler bana helâl kılındı. Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilirken ben bütün insanlığa gönderildim. Ve bana şefaat (etme hakkı) verildi.” [1] Bu hadisle -aşağıda ele alacağımız- Ahzab Sûresi’nin 26. ayetini ilişkilendiren Kastallânî (ö. 923/1517) hadisteki korkunun Hendek Savaşı’nda düşmanın yenilip dağılışına neden olduğunu söylemiştir (Kastallânî, İrşâdü’s-sârî li-şerḥi Ṣaḥîḥi’l-Buḫârî, V, 129). Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi de (ö. 1894) hadiste bir aylık mesafe kaydının gerekçesini şöyle izah etmiştir: “Çünkü Hz. Peygamber’le o günkü Şam, Irak ve Mısır gibi krallıklar arasındaki ulaşım mesafesi, bir aydan fazla değildi.........
