Hüsrev Hatemi
Türk şiirinin usta şairlerinden Hüsrev Hatemi, geçtiğimiz hafta (02 Nisan 2026 Perşembe) 88 yaşında dâr-ı bekaya irtihal etti. Vefat ettiğini Dergâh Yayınları’nın sosyal medya hesabından yapılan duyuruyla öğrendiğimde, üzüldüm. Kederle, gözlerim doldu. Büyüklerimiz tek tek gidiyor dedim kendi kendime. Şairler kaç yaşında ölürse ölsün daima genç ölür diye düşündüm. Hüzünlendim. Hüsrev Hatemi ismini ilk defa 1997’de Gün Akşamlıdır şiir kitabını okuyarak öğrenmiştim. Şahsen tanışmamız ise 2003 yılında oldu.
Hüsrev Hatemi, Türk şiirinin önemli doktor şairlerindendir. Şahsen tanışmamamız o zaman çalıştığı hastaneye ziyaretine gitmemizle olmuştu. 2003 yılındaydı; ben, İbrahim Tenekeci ve Hüseyin Akın, Hüsrev Hatemi’nin o zamanlar çalıştığı Harbiye’deki özel hastaneye ziyaretine gitmiştik. Ben şahsen tanımıyordum ama Tenekeci ve Akın ağabeyler şahsen tanıyordu. Hastaneye vardığımızda Hüsrev hocanın hastası olduğu ve beklememiz gerektiği söylenmişti. Hastanenin girişindeki bekleme salonunda yaklaşık bir saat beklemiştik. Bir saat kadar sonra bir hemşire hanımefendi, “Hüsrev hoca sizleri bekliyor” deyince merdivenlerden çıkmış muayenehanenin kapısında bizi bekler bulmuştuk. Selam verip odaya geçtiğimizde, beni sormuş, onlar da beni, “Şair Cafer Keklikçi” diyerek tanıştırmışlardı. Hüsrev Hatemi, benim ismimi Kırklar ve Dergâh dergisinden bildiğini söylemişti. Ben ilk defa görüyordum Hüsrev Hatemi’yi. Konuşmaya başladığında ağır ağır konuşmasına şaşırmıştım. Çok yavaş konuşuyordu. Hüsrev Hatemi, bize, ablasının vefatını anlatmıştı. Ablası vefat ettiğinde odasının her yerinden kurumuş kırmızı gül çıktığını söylemişti. “Kırmızı gül Peygamber Efendimizi simgeliyor diye kendisine gelen gülleri hiç atmamış odanın farklı yerlerine koymuş, her yerden kırmızı gül kurusu çıkmıştı” diye anlatmıştı. Ablasına dair anlattığı bu anısı üçümüzü de çok etkilemişti.
Daha sonra sonraki yıllarda farklı zamanlarda ben, iki kere yalnız gittim ziyaretine. Hüsrev Hatemi, hoşsohbet bir İstanbul beyefendisiydi. Her ziyaretine gittiğimde şiir konuşurduk. Bir keresinde bana, “Senin şiirinde yüksek ironi var, o kadar ki bazı şiirlerini okurken gülümsediğimi hatırlıyorum, bu güzel” demişti. 2018 yılında kendi sosyal medya hesabından benim, “yaz kızım: rüyalar kişilere göre görülmez” dizemi paylaşmıştı. Yaşı benden çok büyük bir şairin benim şiirim hakkında söz söylemesi ve daha sonraki yıllarda şiirimden dize paylaşması, işin açığı çok hoşuma gitmişti.
Türk şiirinde, bir akıma mensup şairler var, bir de herhangi bir akıma mensup olmayan müstakil şairler var. Hüsrev Hatemi, 1960’larda şiir yayımlamaya başlamasına rağmen 1960-70’lerdeki herhangi bir şiir akımına mensup değil. Hatemi, müstakil bir şairdir. Aynı zamanda muhalif bir şair. Muhalifliği, Batı’ya ayak uydurmaya çalışılması ve zamane yaşamının yozlaşmasına karşıdır. Hatemi, geçmişin görkemli ruhunun halde yaşanmasını arzuladığı için şiirlerinde hep bir geçmişe götüren çizgi mevcut. Türk İslam kültürünün yozlaşmadan yaşanması ideali ve toplumun her geçen gün bu kendi kültüründen yozlaşarak uzaklaşması meselesi şiirinin ruhunu oluşturur. Örneğin şu dizelerinde görüleceği gibi: “Benim şiirim ne tüfektir... / Ne kelebek. / Ne de hayal ülkesinin narin bir kızıdır; / O, gözlüklü ve siyah kolluklu / Bir tapu sicil muhafızıdır ki, / Eski günler ve anıların / Tapularını saklar.”, “Eski duyarlıkları özleme hiç, / Aramak boşuna, yok onlar... / Giriş kapısı yıllardır çivili, / Kırık camlı otelde olmalılar.”
Romantizm, şiirde dozunda olursa şiiri etkileyici kılar. Hüsrev Hatemi şiirinde geçmişe özlem romantik bir şekilde yer almakta. Geçmişin gelmeyeceğini bilerek. “Suvar atını sen düşsel süvari, / Serin sularında göklerin... / Bir daha olmayacak ki seferin.” ve “Sen çık ve salın, gün akşamlıdır” dizelerinde olduğu gibi. Şair, yakın tarihin tahriflerine üzgündür: “Son anka kuşu terk ederken / Benim jülide saçımı, / Son kaplumbağanın üzgün bakışı / Asılı kaldı Sümbülsinan kitabesine / Kim unutturacak bu acımı?”
Hüsrev Hatemi, kendi dönemindeki Türk şiirindeki yenilik hareketlerine katılmamış, müstakil kalarak kendine özgü kendi şiir dünyasını kurmuş, şiirlerinin içeriğindeki geçmişin görkemli günlerine özlem duymasıyla Yahya Kemal’e benzeyen, şiirde akşam ve melali alımlamada Ahmet Haşim’i andıran, sesinde yer yer Nazım Hikmet olan ama bu şairlerin hiçbiri olmayan bir şair. Hatemi, şiirlerinde kendine özgü bir dünya kurmuştur. Hüsrev Hatemi Eski Kentte Bir Gece, Akşam Gümrükçüleri, Lodosçu, Grili Çocuk, Gün Akşamlıdır, Çengelköy’de Bir Çeng, Karakavak Şiirleri ve Kişver şiir kitaplarıyla ki bu kitapları Ağustos Melali toplu şiir kitabında toplanmıştır, Türk şiirine kendi mührünü vurmuş bir şairdir. Hüsrev Hatemi’ye Allah’tan rahmet, yakınları ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.
