menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beş yüzyıl sonra aynı eşik: İdris-i Bitlisî’den Demokratik Mutabakata

25 0
06.09.2026

Tarihî şahsiyetleri bugünün ideolojik kalıplarıyla yargılamak kolaydır. Zor olan, onları kendi çağlarının şartları içinde anlamak ve bıraktıkları siyasi tecrübeden bugüne ulaşan anlamı görebilmektir.

İdris-i Bitlisî de bu kolaycılığın kurbanı edilen isimlerden biridir. Bazıları onu tartışılmaz bir kahramana dönüştürürken bazıları tek kelimeyle “iş birlikçi” ilan ediyor. Oysa tarih ne sınırsız bir övgü ne de peşin bir mahkûmiyet alanıdır. Bir şahsiyetin gerçek ağırlığı, yaşadığı dönemin güç dengeleri ve önündeki seçenekler üzerinden anlaşılabilir.

İdris-i Bitlisî’nin yaşadığı 16. yüzyılın başlarında Kürt coğrafyası, Osmanlı ile Safevi devletlerinin mücadele sahasının ortasında bulunuyordu. Kürt mirlikleri kendi topraklarında belirli bir siyasi ve idari varlığa sahipti; ancak merkezileşen iki büyük güç arasında sıkışmışlardı. Mesele bugünkü anlamıyla ideolojik bir taraf seçmek değil; yurtlarını, inançlarını, toplumsal yapılarını ve yönetim alanlarını nasıl koruyacaklarıydı.

İdris-i Bitlisî, bu şartlar altında Osmanlı merkeziyle Kürt mirleri arasında aracılık yaptı. Bölgedeki mirleri ortak hareket etmeye yöneltti ve Osmanlı hâkimiyetinin tanınması karşılığında yerel yönetim yapılarının korunmasına dayanan bir ilişkinin kurulmasına katkı sağladı.

Bu düzen, modern anlamda eşitler arasında yapılmış demokratik bir sözleşme değildi. Fakat basit bir teslimiyet ilişkisi de değildi. Dönemin şartları içerisinde Kürt mirliklerine siyasi nefes alanı açan, Osmanlı’ya ise doğu sınırında güvenlik sağlayan karşılıklı çıkarlara dayalı bir mutabakattı.

Bugüne taşınması gereken, beş yüz yıl önceki yönetim biçimi değil, bu siyasi akıldır.

İdris-i Bitlisî’nin tarihsel tecrübesinin bugüne söylediği temel söz şudur: Kürt meselesi, Kürtleri görmezden gelerek değil, onları siyasi ve toplumsal bir hakikat olarak kabul ederek çözülebilir.

Bugünün Kürtleri mirliklerinin veya hanedanlarının korunmasını istemiyor. Talepler, modern vatandaşlık hukukuyla ilgilidir: Kimliğin inkâr edilmemesi, Kürtçenin yaşaması ve öğrenilmesi, kültürel hafızanın korunması, yerel iradenin güçlendirilmesi, siyasetin üzerindeki vesayetin kaldırılması ve herkes için eşit hukuk…

Dolayısıyla yeni bir tarihsel mutabakat kurulacaksa bunun dili mirlik değil demokrasi, ferman değil hukuk, imtiyaz değil eşit vatandaşlık olmalıdır.

Türkiye’nin uzun yıllar yaptığı temel hata, güvenliği siyasetin yerine koymasıydı. Elbette silahın devreden çıkarılması, şiddetin sona ermesi ve kamu düzeninin korunması vazgeçilmezdir.........

© Milat