menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz pazarlığında Türkiye’nin ince dengesi

14 0
previous day

Ortadoğu’da son tablo, savaşın sahada kazanılıp masada yeniden yazıldığı bir döneme işaret ediyor. 2025’teki On İki Gün Savaşı’nda ABD ve İsrail’in Fordow, Natanz ve İsfahan hattındaki İran nükleer tesislerini vurması, Tahran’ın kapasitesine ciddi darbe indirdi. Fakat bu saldırılar İran’ın nükleer bilgisini, füze ağını ve bölgesel pazarlık gücünü ortadan kaldırmadı. 28 Şubat 2026’da başlayan ABD/İsrail-İran savaşı ise dosyayı askeri bir hesaplaşmadan çıkarıp Hürmüz Boğazı, enerji güvenliği ve bölgesel düzen meselesine dönüştürdü.

Bugün konuşulan mutabakat bu yüzden sıradan bir ateşkes değildir. Washington, İran’ın nükleer ve füze kapasitesini sınırlamak, Hürmüz’de geçişleri artırmak ve enerji fiyatlarını yatıştırmak istiyor. İsrail ise daha sert bir çizgide duruyor. Tel Aviv açısından İran’ın programının geçici biçimde aksaması yeterli görülmüyor. İran tarafı ise rejim güvenliğini korumaya, yaptırım baskısını hafifletmeye ve Hürmüz üzerindeki egemenlik kartını kaybetmemeye çalışıyor.

Trump’ın Truth Social’da Erdoğan’a teşekkür ettiği, hatta Trump’ı dünyanın yüzyıllardır beklediği lider gibi gösteren metni paylaşması bu çerçevede okunmalıdır. İlk bakışta kişisel bir jest gibi duran bu paylaşım, aslında ABD-İran-Hürmüz pazarlığının iletişim ayağıdır. Trump aynı zaman diliminde Suudi Arabistan, BAE, Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Bahreyn liderleriyle temas kurduğunu, Netanyahu ile de ayrıca görüştüğünü duyurdu. Yani Erdoğan vurgusu, daha geniş bir bölgesel hizalanma paketinin parçasıydı.

Ancak burada önemli bir ayrım var. Trump bu süreci Amerikan diplomasisinin zaferi, Hürmüz’ün açılması ve bölgenin kendi liderliği etrafında toparlanması olarak sundu. İran’a yakın........

© Milat