menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Evdeki yangını söndürürken, Evi yabancıya emanet etmek

13 0
13.03.2026

Toplumlar bazen kendi içlerindeki çatışmalardan o kadar yorulur ki, çözümü dışarıda aramaya başlar. İçerideki kavgalar büyüdükçe, dışarıdan uzanan her el “umut” gibi görünür. Oysa tarih bize şunu fısıldar. Başkasının gücüyle kurulan düzen, sahibinin değil, gücü verenin düzenidir.

Bugün dünya siyasetinde gördüğümüz en tehlikeli eğilimlerden biri, iç krizleri dış müdahaleyle çözme arzusudur. Ekonomik sıkışmışlık, politik kutuplaşma, kimlik gerilimleri… Bunların hepsi ağır meselelerdir. Fakat bu yük, başka bir otoritenin gölgesine sığınarak hafifletildiğinde, bedeli çoğu zaman daha ağır olur. Çünkü bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildir. Bağımsızlık, karar verme iradesini korumaktır. Kendi yanlışını yapma hakkını bile elinde tutabilmek, toplumun ruhunu canlı tutar.

Manevi perspektifle bakınca, karanlık ve zulüm, insanın kalbindeki sevgi ve vicdan ile karşı konulur, ne kadar zorlu olursa olsun, kendi sınavını vermek mümkündür. İç krizlerimiz ne kadar derin olursa olsun, çözümü içeride aramak, vicdanımızın ve ruhumuzun ışığını açığa çıkarmakla mümkündür. Başkasının eliyle yangını söndürmeye çalışmak, kısa vadede güvenlik hissi verebilir ama ruhun derinliklerini karartır.

Toplumun en kırılgan anı, umutsuzluğunun zirve yaptığı andır. Umutsuzluk, güçlü görünen her seçeneği cazip kılar. Fakat güçlü olan her şey adil değildir. Parlak görünen her çözüm özgürlük üretmez.........

© Milat