menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müzeler toplumun hafızasıdır

19 0
18.04.2026

Bir şehrin kadîmliğine tanıklık etmek istiyorsanız, derin hafıza konumundaki müzeleri asla pas geçmemelisiniz. Haydi o hâlde ilk olarak gezintiye Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nden başlayalım...

Bugünkü binasına taşınmadan önce Zinciriye Medresesi’nde faaliyetlerini sürdüren Cumhuriyet Meydanı’na yakın bir konumda bulunan Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nin kapısından içeriye adım attığımızda bizi tarihin katmanları arasında uzunca bir yolculuğa çıkarıyor. 1895 yılında inşa edilen Süryânî Katolik Patrikhanesi ve 1986 yılında Antakya Patriği İgnatios Antuhan Semheri tarafından yaptırılan Meryem Ana Kilisesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Süryânî Katolik Vakfı’ndan satın alınıp kapsamlı bir restorasyondan geçildikten sonra 1995 yılında müze olarak faaliyet göstermeye başlamış. 45 binin üzerindeki koleksiyonu ile Paleolitik Çağ’dan günümüze kadar şehrin arkeolojik geçmişini gözler önüne seren müze, modül programlar ve atölye çalışmalarıyla, tematik sergilemenin yapıldığı salonlarla ve arkeoparkıyla dikkat çekiyor. Müzede, Eski Tunç, Orta Tunç, Geç Tunç, İlk Demir Çağı, Asur, Urartu, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramikler, damga ve silindir mühürler, sikkeler, kandiller, figürinler, gözyaşı şişeleri, takılar ve vazolar sergileniyor. Kırk Haramiler Definesi olduğuna inanılan parçalar, müzenin en ilgi çeken koleksiyonları arasında yer alıyor.

SÜVARİ ALAYI KIŞLASI TARİH İÇİNDE TARİH

Mardin Valilik binasının hemen karşısında bulunan Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi ve Dilek Sabancı Sanat Galerisi, Sultan İkinci Abdülhamid döneminde Diyarbakır Valisi Hacı Hasan Paşa tarafından tarihler 1889’u gösterirken Süvari Alayı Kışlası olarak inşa ettirilen yapıda 2009 yılından beri faaliyet gösteriyor. Müze, şehrin coğrafyasını, tarihini, mimarîsini, ekonomisini, kültürünü, inançlarını yansıtan fotoğraf ve canlandırmalar eşliğinde ziyaretçilere tarih içinde tarihi yaşama fırsatı sunuyor.

Giriş kapısının üzerindeki tuğranın deformasyona uğramış hâli iç açıksa da, müzeye 2019 yılında Yahya Muin Özyardımcı tarafından hediye edilen Chevrolet Deluxe otomobil ziyaretçileri nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor.

MARDİN GASTRONOMİDE DE İDDİALI

Dünya bir ev olsaydı, mutfağı herhalde Mardin olurdu!.. İddialı bir ifade kullandığımızın farkındayız. Buyurun sözümüzün ete kemiğe bürünmüş hâline bir bakıverin!.. Beğenmezseniz hesaplar bizden!..

Kendine has mutfak kültürünü binlerce yılın süzgecinden geçirerek günümüze ulaştıran Mardin, son zamanlarda gastronomi turizmi ile de öne çıkıyor. Farklı milletlerin, kültürlerin, dinlerin, dillerin buluştuğu Mardin’de aynı kaynaşma, mutfak kültüründe de kendini hissettiriyor. Yöreye özgü, bol çeşitli ve lezzetli bir mutfağı olan şehir, tarihi İpek Yolu üzerinde olması nedeniyle baharatların çokça kullanıldığı bir mutfağa sahip bulunuyor.

Tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, yenibahar, pul biber ve kakule gibi baharatlar hem yemeklerde hem tatlılarda sıkça kullanılırken, Mardin’de meyve ve etin birlikte pişirildiği birçok yemek de yapılıyor. Yemeklerde ağırlıklı olarak et ve bulgurun kullanıldığı, sebzenin ise daha az tercih edildiği Mardin mutfağında, özellikle Arap ve Süryânî etkisi kendisini hissettiriyor.

Mardin’in Coğrafî İşaret Tescilli damak çatlatan lezzetlerinden bir kaç örnekler verelim...

Oğlak ya da kuzunun sağ kaburgasının yanında badem, pirinç ve kuşbaşı etinin........

© Milat