Sorumluluk varsa umutsuzluk yoktur
Bugün benliğimizi, varlığımızı içten içe kemiren yeni virüslerle, mikroplarla karşı karşıyayız... Vurdumduymazlık, kozmopolitlik, boş vermişlik, umursamazlık, lakaytlık, laubalilik...
"Uydum kalabalığa"cı, "adam aldırma"cı tipler gün geçtikçe çoğalıyor...
İşte insanın sefalet, sefahet ve esareti o zaman başlıyor...
Sorumluluktan kaçan insanın sonu ve savruluşu gözler önünde...
Bu durumda bize düşen kendi gerçeğimize dönmektir…
Kendi asli rolümüzü yüklenmektir... Sadece kendisi için yaşama bencilliğinden, bireyciliğinden kurtulmaktır... Başkası için yaşama erdemini kuşanmaktır...
Sadece kendimiz için yaşamak şeklindeki bir algı ile kendimizi küçültemeyiz... Misyonumuzu daraltamayız...
Aslında sorumluluklarımız belli...
Ne geçiştirebiliriz... Ne geciktirebiliriz... Ne de görüntü ile yetinebiliriz...
Ne evlilik buna engel... Ne emeklilik bu işin bahanesi... Ne de dünyalık emeller ayak bağı...
Ne tereddüt... Ne tehir... Ne de telaş yok...
Ne hedef küçültebiliriz... Ne zamana yayabiliriz... Ne de yükü omuzlarımızdan atabiliriz...
Bize düşen olup biteni sadece izlemek mi olmalı? Olayları yorumlamakla yetinebilir miyiz? Sorumluluklarımızdan sıyrılamayız...
Çırpınanlardan olmalıyız... Çaba gösterenlerden olmalıyız... Bize düşen budur...
"Bu iş de bana mı düştü?" kolaycılığından, görevi ıskalama kurnazlığından kurtulmamız gerekiyor...
"Nasıl olsa bir üstlenen çıkar" anlayışı yerine "Ben değilse kim?" duyarlılığına dönmemiz lazım
Kimse benim mezarıma girmeyeceğine göre, herkesin amel defteri ayrı ayrı tutulduğuna göre "ben ne yaptım?" sorusu belirleyici olmalı...
Evet, benim........
