Hayatla ölüm arasında Cahit Sıtkı Tarancı
Şairler gökyüzünün yalnız kuşlarıdır. Yaşam adı verilen bu bahçede bir daldan ötekine konar, bir çimenden diğerine yürür, şarkılar söyler, ağıtlar yakar, sevinir, üzülür, terler, üşür, yorulur ve bir köşede hayata veda ederler. Gökyüzünün yalnız kuşlarıdır onlar, yalnız doğar, yalnız yaşar, yalnız ölürler. Belki de bu yüzden her şair öldüğünde bir ağaçtan bir yaprak kopar, bir yıldız parlayıp söner ona eşlik etmek, yalnızlığını gidermek, şarkısını söyleyen bu adamın yalnız olmadığını göstermek için. Ölüm şairi olarak bilinse bile Türk şiir tarihinin en önemli hayat şairlerinden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı bundan 70 yıl önce buğum hayatını kaybetti. Ölümden çokça bahsetmesi, ölüm konulu şiirlerinin sayısının hayat konulu olanlardan fazla görünmesi, birkaç şiirinde doğrudan ölüm korkusunu dile getirmesi onun ölüm şairi olduğunu göstermez. Tam aksine ölümü öne sürerek hayatı parlattığını, yaşama sevincini belirginleştirmek için ölümü araç olarak kullandığını gösterir. Ona göre ölüm bir son değildir. Hayatın kıyısına atılmışlık ve ona karşı kör kalmışlık değildir. Ölüm, hayatın kıyısına geçerek ona bakmaya devam ediş, müdahale edilemese bile ondan alınan keyfin sürdürülmesidir. Bunun en açık göstergesi ise ölüye, ölüme ve ölüm sonrasına atıfta bulunduğu şiirlerin hepsinde hayat imgelerinin varlığını sürdürmesidir. Bütün bu şiirlerde ölüm, ölmeden önceki hayatı derinleştiren, vakti varken müdahale ettiren, doğruya, güzele iyiye özendiren bir mekan olarak belirir. Cahit Sıtkı Tarancı şiirine yakından bakış onun şiirinin ölüm ile kurduğu ilişik bağlamında üç temel kategoriye ayrılabildiğini gösterir. Bunlardan ilki, hayatın içindeki ölümdür. Şair bu izlekli şiirlerinde hayatın güzelliklerini ortaya koyar, geniş, derin doğa betimlemeleri yapar, insanın yakın resimlerini çeker, ölümü de onun içinde bir uyku hali........
