Barış, açık bahçede mümkündür!
Barış, savaşın sona ermesi değildir. Barış, yaşamın özgürce çiçek açabilmesidir. Silahların susması, barışın yalnızca eşiğidir. Gerçek barış, insanın korkuyu aşarak başkasının varlığını kendi özgürlüğünün sınırı değil, zenginliği olarak kabul ettiği anda başlar. Barış, insanın kendisiyle, insanlarla ve doğayla kurduğu yaratıcı ilişkinin adıdır. Barış, donmuş bir düzen değildir. Barış, sürekli kendini yenileyen bir oluş, bitmeyen bir etik-hukuk-bilim yaratımı ve ortak bir yaşam tecrübesidir.
Ay ışığı, barışsal oluşun en zarif metaforudur. O, güneş gibi buyurmaz; hükmetmez; kör edici kesinlikler dağıtmaz. Sessizce yaklaşır, dokunur ve görünmeyeni görünür kılar. Ay ışığı, hakikatin zorla kabul ettirilen bir dogma değil, insanın doğayla ve vicdanıyla kurduğu özgür ilişkinin içinde yavaş yavaş açılan bir ufuk olduğunu anlatır. Onun aydınlığı, iktidarın değil açıklığın; mutlaklığın değil çoğulluğun; korkunun değil güvenin ışığıdır.
İnsan, gündüzün hızında çoğu zaman kendisini unutur. Başarma tutkusu, tüketme hırsı ve egemen olma arzusu, insan ruhunu katılaştırır. Ay yükseldiğinde ise zaman başka türlü akar. Sessizlik konuşmaya başlar; rüzgâr düşünür; ağaçlar hatırlar. İnsan ilk kez kendi nefesini, kalbinin ritmini ve toprağın kadim bilgisini duyabilir. Ay ışığı, bizi doğanın hafızasına, insanlığın unutulmuş masumiyetine geri çağırır.
Ay ışığının yaptığı çağrının adı, açık bahçedir.Açık bahçe yalnızca ağaçların, çiçeklerin ve kuşların buluştuğu bir yer değildir. Açık bahçe, insan özgürlüğünün en eski okuludur. Bahçe, duvarların değil ufukların mekânıdır. Burada hiçbir canlı diğerine benzemeye zorlanmaz. Gül, gül olarak; menekşe, menekşe olarak; zeytin, zeytin olarak güzeldir. Yaşamın estetiği tek tipleşmede değil, farklılıkların uyum içinde birlikte var olabilmesinde ortaya çıkar.
Doğa, insanlığa özgürlüğün biyolojisini öğretir.Hiçbir ağaç gökyüzünü tek başına sahiplenmez. Hiçbir kuş rüzgârı kendi mülkü ilan etmez. Hiçbir çiçek başka bir........
