İzlediklerimiz kaderimiz olmasın
Her akşam evlerimizin en görünür köşesinde duran ekranlar, sadece bir eğlence aracı mı; yoksa fark etmeden kaderimizi şekillendiren sessiz bir öğretmen mi? Bu sorunun cevabı artık ertelenemeyecek kadar net: İzlediklerimiz, zamanla düşündüklerimize; düşündüklerimiz ise yaşadıklarımıza dönüşür. Bir toplumun gözü neye alışırsa, kalbi de ona meyleder.
Bugün ekranlara hâkim olan içeriklere bakıldığında, karşımıza çıkan tablo iç açıcı değildir. Cinayet sıradanlaştırılmış, ihanet duygusal bir hikâyeye dönüştürülmüş, haram olan nice davranış “insani zaaf” adı altında meşrulaştırılmıştır. Sürekli tekrar edilen bu sahneler, bir süre sonra yadırganmamaya, ardından da kabullenilmeye başlar. İşte asıl tehlike tam da burada başlar: Kötülüğün normalleşmesi.
Üstelik mesele yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir. Kültür, boşluk kabul etmez; ya kendi değerlerinle inşa edilir ya da başkalarının değerleriyle şekillenir. Bugün bazı yapımların, milli ve manevi değerlerimizi beslemek yerine onları aşındıran bir dil kullandığı inkâr edilemez. Ancak bu noktada dikkatli olmak gerekir: “Bilinçli olarak şu ya da bu güce hizmet ediyor” gibi geniş ve kesin hükümler kurmak yerine, içeriklerin hangi değerleri öne çıkardığına, hangi........
