menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İslam Savunma Paktı hayal mi?

33 0
22.09.2026

Tarih bize sayısız örneklerle göstermiştir ki, İslam ümmeti olarak asıl zaafımız kendi içimizdeki sorunlardır. Osmanlı'nın son döneminden günümüze kadar İslam coğrafyasındaki birçok çatışmada dış güçlerin bölgesel aktörlerle işbirliği yaptığı, bazı grupları diğerlerine karşı desteklediği ve kendi çıkarları doğrultusunda vekil aktörler olarak kullandığı bilinmektedir. Şia ve muasır haricilik olan tekifirci gruplar bunun tipik örnekleridir. İran'ın politikası çok daha karmaşıktır: Bir yandan ABD ve İsrail'le sert bir rekabet içindeymiş gibi görünürken diğer yandan bölgedeki farklı aktörlerle pragmatik ilişkiler kurmuş, bazı durumlarda ise ortak düşmanlara karşı aynı sahada farklı amaçlarla hareket etme görünümü vermiştir.

Nitekim Irak, Afganistan, Yemen ve Suriye gibi ülkelerde yaşanan gelişmeler bu karmaşık tabloyu açık biçimde ortaya koymaktadır. İran'ın bölgedeki Şii milisler ve müttefik siyasi yapılar üzerinden geliştirdiği nüfuz, bir taraftan İsrail ve ABD karşıtı direniş söylemiyle açıklanırken, diğer taraftan İran'ın kendi jeopolitik çıkarları açısından da değerlendirilmelidir. İran'ın bölgesel politikalarını yalnızca antiemperyalist söylem üzerinden okumak eksik kalır. Başta sahabeler olmak üzere tüm İslam ümmetine kin ve nefret üzere kurgulanmış ve “dine karşı din projesi” olan Şiiliğin tehlikesi çok iyi tahlil edilmelidir. Nitekim Tahran'ın temel hedefi bu inancı doğrultusunda Şii hilalini oluşturmak, kendi bölgesel nüfuz alanını koruyup genişletmektir.

İşte Mekke Anlaşması tam bu noktada önem kazanmaktadır. Eğer Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında başlayan bu güvenlik........

© Milat