menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zemin çözülmesi

37 0
15.05.2026

Kadim bilgelik anlatılarının satır aralarında, insanın kendi sınırlarıyla girdiği o amansız savaşı özetleyen sarsıcı bir mesel vardır. Kendi gölgesinden ürken ve ayak izlerinden nefret eden bir adam, onlardan kurtulmak için bir gün ansızın kaçmaya karar verir. Adımlarını hızlandırdıkça ayak izleri çoğalır; koşmaya başladıkça gölgesi ona daha da sıkı tutunur. Hızlanmanın kendisini kurtaracağını zannederek nefesi kesilene dek koşar ve sonunda yığılıp kalır. Oysa durup ağırbaşlı bir ağacın gölgesine sığınmayı, yani sükûneti ve toprağı kabullenmeyi deneseydi; gölgesi de ayak izleri de zaten kendiliğinden kaybolacaktı.

Bu kaçışın adı Zemin çözülmesidir.

İnsanın kendi doğasındaki ağırlığı, yeryüzünün o onurlu yerçekimini reddederek her şeye aynı anda ve zahmetsizce muktedir olma sanrısı. Asıl zehri şiddetinde değil sessizliğinde gizlidir. İnsan yerinden koptuğunu hissetmez; ayaklarının altının kaymaya başladığını değil, adımlarının hızlandığını, ufkun genişlediğini, erişilmez olduğunu zanneder. Ta ki o baş döndürücü ivmenin içinde, bir sabah vakti, ağırlığını bütünüyle yitirdiğini ve havada asılı kaldığını anlayana dek.

Sabahın beşi. İstanbul'un o ara saatinde, ne gece ne gündüz, şehrin henüz kararını vermediği o kırılgan aralıkta, bir semt kahvesinin köşesinde adam saatlerdir aynı yerde oturuyor. Masasında soğumuş çay, parmakları ekranda. Kazandığında öne eğiliyor, kaybettiğinde geriye yaslanıyor; bedeninin o sarkık duruşu dışında hiçbir şey değişmiyor. Dışarıda çöpçü arabasının uzaklaşan sesi, kaldırımı ıslatmaya........

© Milat