Kırılmayı göze almak
Sırf bir gün uçup gidecek diye elindeki balonun ipini bırakmayan o neşeli ufaklığın bilgeliğine hepimizin ihtiyacı var. Çünkü yara almamış bir kalp, aslında hiç meydana çıkmamış bir kalptir. Hepimiz biliriz o hissi... Elinde tuttuğu balonun ipini ne kadar sıkı kavrarsa kavrasın, balonun bir gün uçup gideceğini veya söneceğini içgüdüsel olarak sezen o ufaklığın hâlini. Bunu bilmesine rağmen balonu öylece bırakıvermez. Onu tutmaya, onunla oynamaya devam eder; çünkü tam o an o balonun elinde olması, yüzünü güldürmeye yeter de artar bile. Büyüdükçe bir şeyler değişiyor içimizde sanki. Balon elimizden uçup gitmesin diye onu tutmaktan tamamen vazgeçiyor, daha baştan gökyüzüne salıveriyoruz.
Sevmek, kalp kırıklığına en başından kapı aralamaktır aslında. Fakat bu cümleyi duyunca içimizde hemen o tanıdık, o ürkek ses yükseliveriyor: "O zaman neden seveyim ki?" Belki de bizi kendi kendimize en çok mahkûm eden soru tam da bu. Çünkü bu soru, sevginin bedelini ödemeyeceğimize dair içten içe aldığımız sessiz bir karar. Ve bu kararı verdiğimiz an, yaşamanın bize sunduğu en büyük armağanı kendi ellerimizle usulca itmiş oluyoruz. Bize hep reddedilmeye karşı kendimizi korumamız öğretildi. Duvarlar örmemiz, serinkanlı olmamız tembihlendi. En yakınlarımıza karşı bile tam anlamıyla savunmasız kalamıyoruz çoğumuz. Sanki kırılganlık bir zayıflıkmış, duyguları perdesiz yaşamak büyük bir hataymış gibi... Oysa bu öğretinin faturasını hangimiz tam olarak hesaplayabildik? O kalın duvarların ardında, dışarıda kalanlar yalnızca hayal kırıklıkları olmuyor ne yazık ki. Neşe de, samimiyet de, gerçek bir bağın verdiği o derin huzur da o duvarlara çarpıp geri dönüyor.
Küçük Prens'teki tilkiyi hatırlayalım. Tilki, Küçük Prens'ten evcilleştirilmeyi, yani onunla bağ kurmayı ister. Prens ona, "Ama sen ağlayacaksın. Bunun sana ne faydası var?" diye sorduğunda tilki gülümser. Rüzgârda dalgalanan buğday tarlalarının altın sarısına bakıp şöyle der: "Var. Çünkü bu renk bana her zaman seni hatırlatacak." Ayrılığın getireceği hüznü bilmesine rağmen sevmeyi seçer tilki. Onu motive eden şey yaklaşan ayrılık değil, sevginin bıraktığı o güzel izdir. O altın sarısı tarlalar, bir kaybın değil, kurulmuş o derin bağın sonsuzluğudur aslında. Peki ya biz kendi hayatımızda ne yapıyoruz? Çoğu zaman "Kimin gardı önce........
