Kırılan ezber
Komşumuz Ayşe Hanım teyzenin yakasında, her Temmuz ayında özenle taşıdığı, beyaz ve yeşil iplerden örülmüş o sarsıcı "Hafıza Çiçeği" vardı. "Bugün günlerden 11 Temmuz," derdi ağır ağır, "Tam 31 yıl önce koca bir insanlık, dünyanın gözü önünde yitip gitti." Çiçeğin etrafındaki 11 beyaz yaprağın 11 Temmuz 1995 soykırım gününü ve yitirilen masumiyeti, ortasındaki yeşil tohumun ise yeniden doğuşu ve İslam'ı temsil ettiğini söylerdi. "Bu çiçek, evlatlarını arayan annelerin semaya açılan elleridir evladım; yaşananların unutulmaması için silinmez bir hatırlatıcıdır" diye eklerdi.
Bize yıllarca, nesiller boyu devasa bir ezber dayatıldı: Uluslararası hukukun o süslü salonlarına güven, medeni dünyanın vaat ettiği 'güvenli bölgelerde' sabit dur ve sakın endişe etme. Batı'nın inşa ettiği o şatafatlı sistemin ve kâğıt üzerindeki antlaşmaların, masumiyeti daima koruyacağına dair kör bir inanç aşılandı. Oysa 31 yıl önce o dar ve boğucu ezber, dünyanın orta yerinde büyük bir ihanetle parçalandı.
Geçmişin makbul sayılan küresel diplomatları ve kriz uzmanları: "Antlaşmaları imzaladık, güvenliği tesis ettik" diyerek aklı, sadece kâğıt üzerindeki kelimelerden ibaret bir kalkan gibi taşıdılar. O gün, kendi toprağının kaderini belirleme iradesi gösterenler ise acı bir hakikatle yüzleşti: "Başkalarının vaatlerine ve dışarıdan ödünç alınmış şemsiyelere........
